Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği ve onlarca sivil toplum kuruluşunun öncülüğünde, Sarıyer-Tarabya’daki Çin Konsolosluğu önünde geniş katılımlı bir protesto gösterisi düzenlendi.
Bölgedeki işgale ve yaşanan soykırıma karşı tepkilerini dile getiren kalabalık, Çin’e karşı boyun eğmez bağımsızlık ve milli irade ruhunu bir kez daha gür bir sesle haykırdı. ✊
Zulme karşı adalet arayışı ve özgürlük mücadelesi kararlılıkla devam ediyor.
#DoğuTürkistan #1Ekim #ÇinKonsolosluğu #İşgaleSon #ÖzgürDoğuTürkistan #Tarabya
Öğleye doğru başlayan etkinlikte protestocular, işgalci kızıl Çin Doğu Türkistan’dan defol! diye slogan attılar.
Protesto sirasında basın açıklaması yapıldı, basın açıklamasını Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği başkanı Musacan Er okudu . Açıklamada Çin işgal sürecine değinerek Çinin bugüne kadar insanlığa karşı işlediği sayısız suçları hatırlattı; günümüzdeki toplama kampı ve zorla çalıştırma politikalarıyla milyonlarca Doğu Türkistanlının yok edildiğini belirtti. dünya bu suçlar karşısında sessiz kalmakla yetinmeyip, hatta Türkiye’de kendini siyasetçi ya da gazeteci olarak tanıtan bazı kişilerin de Çin’in suçlarını aklamaya çalıştığını söyledi.
Musacan ER’in okuduğu basın açıklamasının tam metni:
Değerli Basın Mensupları, Saygıdeğer STK Başkanları ve kıymetli Katılımcılar:
1 Ekim günü, Doğu Türkistan’ın faşist Çin tarafından işgal edildiği kara bir gündür. 1 Ekim, Uygurlar için yeni bir sömürge döneminin başlangıç günüdür. 1 Ekim, Uygurların bağımsızlık haklarının ellerinden gasp edildiği gündür. 1 Ekim, sözde (özerk sistemin) Uygurlara dayatıldığı gündür. Uygur halkı 77 yıldır Çin sömürgesine karşı mücadele etmektedir.
Biz bugün, işgali, soykırımı, asimilasyonu kesin bir dille reddetmek, hakkımızı ve haklılığımızı haykırmak için burada toplanmış bulunmaktayız.
Her ne kadar zalim Çin rejimi bugünü sözde (Uygur özerk bölgesinin) kuruluş yıldönümü ilan edip kutluyor olsa da Doğu Türkistan halkı için bugün, bağımsızlık mücadelesi veren liderlerinin, kahraman askerlerinin ve sayısız masum insanlarının katledildiği, bir coğrafyanın istila edildiği, bir toplumun tutsak edildiği bir gün olarak hatırlanmaktadır.
Tam 77 yıldır işgalci zalim Çin; vatanımız Doğu Türkistan’ın yer altı ve yer üstü zenginliklerini insafsızca sömürmekte, halkımıza karşı sistematik bir soykırım uygulamakta ve insanlık onurunu ayaklar altına almaya devam etmektedir. Ancak Çin şunu iyi bilmelidir ki; Doğu Türkistan halkı yüzyıllardır türlü işgallere karşı direnmiş, hiçbir zorbalığa boyun eğmemiştir, bugünde direnişe devam etmektedir. Doğu Türkistan coğrafyası tamamen özgürleşene kadar bu kutlu direnişten asla vazgeçmeyecektir!
Tarih ve Coğrafya Çin’in Değil, Bizim Haklılığımızı Haykırıyor!
Doğu Türkistan coğrafyası hiçbir zaman Çin’in bir parçası olmamıştır; aksine tarih boyunca (Türkistan) coğrafyasının tam kalbi olmuştur. Bu topraklar; Hun imparatorluğunun, Göktürk devletinin, Uygur devletinin ve Karahanlı devletinin köklü medeniyetinin, inşa edildiği atalarımızın bize miras bıraktığı ana vatanımızdır.
Çin’in bu topraklardaki işgalciliği, tarihi ve hukuki kanıtlarla ortadadır, bu kanıtlardan bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz;
1. Tarihi Sınırlar: Çin’in gerçek tarihi sınırı Çin Seddi’dir. Doğu Türkistan toprakları Çin Seddi’nin içinde değil, dışında yer almaktadır. Çin’in (Mançu) hanedanlığı tarafından Doğu Türkistan coğrafyasına ilk askeri saldırısı 1759 yılında yapılmış, ancak halkımız bu emperyalist saldırılara karşı direniş göstermiş hiçbir zaman işgalcilere teslim olmamıştır.
2. Sincan İsmi: Çin tarafından topraklarımıza verilen ve Çince de “Yeni sınır” “Yeni İşgal Edilmiş Toprak” anlamına gelen “Sincan” adı bu toprakların sonradan koparıldığını ve işgal edildiğini kanıtlamaktadır.
3. Bağımsızlık İrademiz: Halkımızın özgürlük iradesi tarihin her döneminde var olmuştur. 1933. yılında Kaşgar’da kurulan (Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti) ve 1944. Yılın da Gulca’da ikinci kez ilan edilen (Doğu Türkistan Cumhuriyeti) devleti, bu milletin esareti asla kabul etmediğinin en somut göstergesidir. 1949 yılında, dış güçlerin ve komünist Çin’in kumpaslarıyla Ahmetcan Kasimi ve beraberindeki bakanlarımız uzlaşma vadi ile davet edildikleri yolculuğunda uçak kazası süsü verilen suikast ile kalleşçe şehit edilmiştir ve vatanımız komünist Çin işgaline tekrar maruz kalmıştır.
Meşru Mücadelemiz Zaferle Taçlanana dek Susmayacağız!
77 yıl önce faşist Çin ordusu topraklarımıza girdiğinde sadece coğrafyamızı işgal etmekle kalmadı; inancımıza, değerlerimize ve varlığımıza topyekûn savaş açtı.
Geldiğimiz bu noktada milyonlarca kardeşimiz asimilasyon ve beyin yıkama kamplarında akıl almaz işkencelere maruz kalıyor, çocuklarımız ailelerinden koparılıp çocuk kamplarında Çinlileştiriliyor, camilerimiz yıkılıyor ya da eğlence merkezlerine dönüştürülüyor. Bütün bu vahşetin adı Çin’in iddia ettiği gibi “terörle mücadele” politikası değildir. BM raporlarının, Avrupa Parlamentosu’nun ve diğer birçok ülkenin açıkça tescillediği üzere, bu zulüm düpedüz bir soykırımdır ve Çin’in insanlığa karşı işlediği suçtur.
İnsan Hakları İhlalleri ve Kimlik Kıyımı;
Uluslararası hukukta bir devlet, kendi sınırları içindeki bir halka karşı sistematik zulüm uyguluyor, temel haklarını elinden alıyor ve içeride kendisini temsil etme imkanı tanımıyorsa, o halkın zulümden kurtulmak adına bağımsızlık arama hakkına sahip olacağı (remedial secession) tartışılmazdır.
B.M. İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin resmi raporlarında ve bağımsız uluslararası gözlemcilerin belgelerinde, Çin’in Doğu Türkistan’da kurduğu toplama kampları, zorunlu asimilasyon, doğum kontrol dayatmaları ve kültürel tahribat gibi uygulamalarının “insanlığa karşı suçlar” teşkil ettiği net bir şekilde vurgulanmıştır.
Özetle;
Doğu Türkistan’ın (veya herhangi bir coğrafyanın) bağımsızlık hakkı savunulurken; o toplumun köklü tarihi, ayrı bir ulus oluşu, geçmişteki egemenlik hakları ve uğradığı sistematik hak ihlalleri esas alınır.
Uluslararası hukuk kuralları ve Birleşmiş Milletler tüzüğü açıkça belirtmektedir ki; Doğu Türkistan halkı kendi devletini kurma, vatanını savunma ve her türlü meşru yolla hakkını arama hukukuna sahiptir.
Biz Doğu Türkistanlılar, Çin komünist rejiminin egemenliğini hiçbir zaman kabul etmedik, bugün de etmiyoruz, yarın da asla kabul etmeyeceğimizi bir kez daha haykırıyoruz! Vatanımız tamamen özgür ve bağımsız olana dek bu haklı mücadelemizi durmaksızın sürdüreceğiz.
Dünyaya ve Uluslararası Topluma Çağrımız:
Bugün biz burada sadece kendi mazlum kardeşlerimiz için değil, tüm insanlık adına sesleniyoruz. Çin’in uyguladığı bu soykırıma sessiz kalan devletler ve uluslararası örgütler bilmelidir ki; zalime zamanında dur denilmediği takdirde, bu küresel tehdit tüm dünyayı kasıp kavuracaktır. Bugün Doğu Türkistan’a sessiz kalanlar, yarın Çin’in yayılmacı ve emperyalist politikalarının hedefi olmaktan kurtulamayacaklardır.
Buradan bir kez daha haykırıyoruz:
• Başka Türkiye olmak üzere Tüm ülkeleri, uluslararası örgütleri ve insan hakları kuruluşlarını; dünyaya ve insanlığa, tehdit oluşturan faşist Çin’e karşı bize destek vermeye çağırıyoruz!.
• Yaşasın Özgürlük, Yaşasın Bağımsız Doğu Türkistan!
Sesimize ses katmak için buraya gelen kıymetli dava arkadaşlarımız! katılımınız ve desteğiniz için hepinize teşekkür ederiz. Sağ olun var olun.
Daha sonra Doğu Türkistan Âlimler Birliği Başkanı Doç. Dr. Alimcan Buğda halka seslendi ve işgalin 77. yılında Doğu Türkistan’ın mevcut durumunu hatırlatarak Türk ve İslam dünyasından beklentilerini tek tek dile getirdi.
Ardından, Doğu Türkistan Âlimler Birliği üyesi Mehmudcan Damolla Arapça açıklama yaparak, Çin’in 77 yıldır aralıksız sürdürdüğü suçlara rağmen Doğu Türkistan halkının asla boyun eğmediğini, fakat İslam dünyasının bu suçlara karşı sessiz kalmakla yetinmeyip Çin’le aynı safı tuttuğunu söyledi. Dünya kamuoyundan, İslam âlimlerinden ve medyadan beklentilerini ifade etti.
Daha sonra etkinliğe katılan Doğu Türkistan Alimler Birliği, Doğu Türkistanlılar Federasyonu ve, İli Meşrep Vakfı, Dünya Uygur Kurultayı Vakfı ve daha pek çok STK Başkanı ve Temsilcileri ayrı ayrı konuşma yaptı.
Edilen duanın ardından kalabalık olaysız bir şekilde dağıldı.


































