Haritadan da görebileceğiniz gibi Doğu Türkistan, hiçbir zaman Çin’in bir parçası olmamıştır; aksine, tarih boyunca sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış olan Uygur Türklerinin ebedi öz yurdudur.
Hunlardan Göktürklere, köklü Uygur devletlerinden İslamiyet sonrasının parlak medeniyetlerine uzanan bu topraklar, insanlık tarihine damga vuran pek çok devlet adamı ve bilim insanı yetiştirmiştir.
İlk Müslüman Türk hükümdarı Sultan Satuk Buğra Han, Türk dilinin eşsiz abidesi Divânü Lügati’t-Türk‘ün yazarı Kaşgarlı Mahmud ve devlet idaresinin rehberi Kutadgu Bilig‘in müellifi Yusuf Has Hacib gibi ulu alimleri ve devlet adamlarını koynunda çıkaran bu muazzam coğrafyanın adı Doğu Türkistan’dır.
Bugün Çin yönetimi tarafından dayatılan “Sincan” (Xinjiang) kelimesi, bölgenin kadim tarihini unutturmak amacıyla sistemli bir şekilde hafızalardan silinmek istenen Doğu Türkistan adının yerine getirilmiştir. 1878 yılındaki Mançu-Çin işgal sürecinin ardından, 18 Kasım 1884 tarihinde Çin’deki Qing (Mançu) Hanedanlığı bölgeyi resmen bir eyalet statüsüne bağlamış ve adını Çincede “yeni elde edilmiş toprak” ya da “yeni sınır” anlamına gelen Xinjiang (Sincan)olarak değiştirmiştir. Yüzyıllar sonra, 1949’daki komünist işgalin ardından ise 1 Ekim 1955 tarihinde bölgeye sözde bir statü verilerek adı bu kez “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” ilan edilmiştir. Bu isim değişikliklerinin arkasındaki asıl amaç, köklü bir tarihi yok ederek bölgeyi baştan beri Çin’in bir parçasıymış gibi gösterme çabasından ibarettir.
Ancak Doğu Türkistan halkı, tarihi boyunca Çin istilalarına karşı verdiği varlık mücadelelerini ve kazandığı bağımsızlıkları hafızasında diri tutmaktadır. Bu mücadelenin yakın tarihteki en somut örnekleri 20. yüzyılda yaşanmıştır:
1933 Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti: Kaşgar merkezli olarak kurulan bu cumhuriyet, emperyalist baskılarla yıkılsa da bağımsızlık meşalesini yakmıştır.
1944 Doğu Türkistan Cumhuriyeti: Uygur halkı savaşarak mukavemet göstermiş ve bu kez Gulca merkezli olarak yeniden bağımsızlığını ilan etmiştir. Çin, askeri olarak bu savaşta mağlup olmuştur.
Doğu Türkistan’ın bu haklı yükselişi, dönemin bir diğer emperyalist gücü olan Sovyet Rusya’yı derinden endişelendirmiştir. Bölgedeki Kazak, Kırgız, Özbek gibi diğer Türk topluluklarının da bağımsızlık fikrinden etkilenmesinden korkan Sovyet rejimi, Uygurların bağımsız bir devlet olarak ayakta kalmasını istememiştir. Bu doğrultuda Çin ile iş birliğine giden Sovyetler, 1949 yılında Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Ahmetcan Kasımi’yi, beraberindeki 8 bakan ve generali Moskova’ya davet etmiştir. Bu heyet, uçak kazası süsü verilmiş bir suikastla ortadan kaldırılmıştır. Lidersiz bırakılan Doğu Türkistan, içerideki iş birlikçilerin de yardımıyla 1949’da Çin tarafından yeniden işgal edilmiştir. Bu karanlık ittifakın detayları, bugün Rus arşivlerinin açılmasıyla bir bir gün yüzüne çıkmaktadır.
1949 yılından günümüze kadar Doğu Türkistan topraklarında Çin zulmüne ve işgaline karşı sayısız ayaklanma ve protesto gerçekleştirilmiştir. Çin Kızıl Ordusu, bu barışçıl ve haklı tepkilerin her birini kanlı ve vahşi yöntemlerle bastırmıştır. Ne var ki Doğu Türkistanlılar Çin’e asla boyun eğmemiş, bu gayrimeşru işgali hiçbir zaman kabul etmemiştir ve etmeyecektir.
Doğu Türkistan halkı, uğradığı tüm baskı, asimilasyon ve zulme rağmen bağımsızlık mücadelesini kararlılıkla sürdürmektedir. İnanıyoruz ve biliyoruz ki, Doğu Türkistan elbet bir gün yeniden bağımsızlığına kavuşacaktır. Bizler bu mukaddes dava uğruna mücadele etmeye son nefesimize kadar devam edeceğiz.
Musacan ER,
Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Başkanı yazdı
