Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri
Günümüzde Doğu Türkistan insanlık tarihinin en dramatik süreçlerinden birisini yaşamaktadır. 17. Yüzyıldan itibaren kesintili olarak devam eden Çin işgali, komünist yönetimin yerleştiği 1950,li yıllardan sonra Doğu Türkistan halkına yönelik insan hakları ihlalleri gerçekleştirmekte bilhassa Doğu Türkistanlıları kimliksizleştirme ve asimilasyon politikasına dönüşmüştür. 2000,lerde ortaya çıkan sözde teröre karşı küresel savaş kavramını kendi çıkarları için kollanan Çin yönetimi, Doğu Türkistan’da gerçekleşen halk hareketleri ve yönetimi eleştiren bütün girişimleri terörizm ile özdeşleştirmekte, böylece hem istediği baskıyı rahatça uygulamakta hem de dış dünyanın reaksiyonuna maruz kalmaksızın her türlü insan hakları ihlalleri gerçekleştirebilmekte.
Doğu Türkistan’ın Coğrafi durumu
1949 yılında komünist Çin birlikleri tarafından işgal edilen Doğu Türkistan Çin’in kuzeybatı sırında yer alıp 1952 de Çin yönetimi bölgenin adını yeniden ilhak edilmiş toprak anlama gelen Xinjiang (Şincan) Uygur Otonom Bölgesi diye değiştirdi.
Doğu Türkistan Doğudan batıya 2000 kilometre ve kuzeyden güneye 1650 kilometre genişliğe uzayan Doğu Türkistan’ın yüz ölçümü 1.828.418. kilometre kareden ibaret olup Türkiye’den 2,5 misli büyüktür.
güneyinde Pakistan, Hindistan ve Tibet, Doğu ve kuzeydoğusunda Çin ve Moğolistan, batısında Afganistan ve Tacikistan, kuzeyinde Kırgızistan, Kazakistan ve Rusya ile komşudur.
Tarih boyunca Türk ve İslam Kültürün merkezi olan Doğu Türkistan Orta Asya’da stratejik konuma sahiptir. Etrafi dağlarla çevrilen yüksek bir yayladır. Kuzeyinde Altay ve Tarbağatay dağları, güneyinde Himalaya, Karakurum ve karanlık dağları vardır, Batıda Pamir dağlarından Çine kader uzanan Tanrı Dağları Doğu Türkistanı Tarım havzası ve Cungarya Havzası olarak ikiye ayırır.
Doğu Türkistan’in kısa tarihi
Tarihi kaynaklara göre Türklerin anayurdunun Altay Dağları ve çevresi olduğu belirtilmektedir. Buna göre Türk Tarihinin başlangıcından itibaren yani Asya Hun Devletinden biri Doğu Türkistan’ın bir Türk ülkesi olduğu anlaşılmaktadır. Nitekin uzun Türk tarihi içinde Doğu Türkistan, Hun imparatorluğu (M.Ö. 220- M.Ö. 386) Tabgaç devleti (386- 534), Göktürk (552-646) Uygur Orhun Devleti (744-840), Karahanlı Devleti (840-1212), Yaken Saidiye Devleti (1514-1679), Bedevlet Yakub bey’in Kurduğu Kaşgar devleti (1860-1875), Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti (1933-1934), Doğu Türkistan Cumhuriyeti (1944-1949), Coğrafi ve tarihi olarak bilinen bir gerçek var ki, Doğu Türkistan esirlerdir Türklerin Yurdudur.
Doğu Türkistan’ın nüfusu
Çin Doğu Türkistan’ın gerçek nüfus sayımını saklıyor, Uygur Türklerin sayısını az göstermeye çalışıyor, Doğu Türkistan’da Çoğunluk olarak Uygur Türkleri yaşıyor ilaveten Kazak, Kırgız, Tatar, Özbek gibi Türklerde yaşıyor. Doğu Türkistanlıların nüfusu yurt dışındaki araştırmacılara göre 35- 40 milyon arası olduğu tahmin ediliyor ama Çinin 2012 – yılında açıklayan resmi rakamlara göre Doğu Türkistan’ın nüfusu 21 milyon, bunlardan yüzde 40% Çinl göçmenler, yüzde 46% Uygur Türkleri yüzde 14% değer kazak, Kırgız, Özbek, Moğol gibi azınlıkları teşkil ediyor.
Doğu Türkistan’da 1945 yılında yapılan nüfus sayımına göre Çinlilerin bölgedeki oranı %3, Türklerin oranı %97 idi. Yanı Uygur Türklerinin nüfusu 3.5 milyon Çinlilerin 280bin olduğu gösterilmektedir. 1965 ten sonra ise Çinlilerin nüfusu %40lere çıkmıştır.
Çin komünist partisi eski Genel Sekreteri ve Çin eski Cumhurbaşkanı olan Jian zemin açıkça şunları dile getirmiştir: Çin 200 milyon Çinliyi Doğu Türkistan’a yerleştirmek istiyor, ancak Doğu Türkistan Halkının kesintisiz direnişi buna engel olmaktadır.
Çin yönetimi milyonlarca Çinliyi Doğu Türkistan’a göç ettirerek yerleştiriyor, böylece Müslüman Çoğunluğunun etnik ve kültürel kimliği yok edilmekte. Bugün bölgede Müslümanlar azınlık hala gelmektedir.
Etnik temizlik
Uygur Türkleri şiddetli olarak yürütülen bir nüfus planlamasına da maruz kalmaktadırlar. Uygur Türklerinin nüfusu Çin nüfusuna oranla %1,5 civarındadır. Çin devleti Doğu Türkistan’da yaşayan ve azınlık olan halkı doğum kontrolü adı altında, büyük-küçük demeden öldürmeyi planlamaktadır. Genelde en fazla iki, nadiren de üç çocuk doğurmalarına müsaade edilen Doğu Türkistanlı kadınlar, “plan dışında” hamile kaldıklarında hamileliklerinin son günleri dahi olsa mecburi kürtaja tabi tutulmaktadırlar. Nüfus planlaması dışında olan çocukların gizli olarak dünyaya getirilmesi hâlinde ise aileler çok yüksek maddi cezalara maruz kalmakta, doğum yapan kadın veya eşi memur ise bu kişinin görevine son verilmektedir. Bu uygulamalar, Çin kanunlarında açık olarak yer almaktadır.
Periyodik tutuklamalar
Doğu Türkistan’da medya kuruluşları ve bazı devlet dairelerini “istenmeyen unsurlar”dan kurtarmak için “temizlik” amacıyla periyodik tutuklamalar yapılmaktadır. Bununla ilgili sayılamayacak kadar çok örnek vardır. Doğu Türkistan halkının çok sevdiği ve saydığı Abdulkerim Abduveli ve Abdulahad Mahdum, söz konusu durumun mağdurlarından biridir. Mahdum, yaşı 75’in üstünde olmasına rağmen, tam olarak suç teşkil etmeyen zanlara dayanılarak beş sene hapis cezasına çarptırılmış durumdadır. Hapishanelerde 1,5 m2’lik hücrelerde tutulan kişiler tüm ihtiyaçlarını burada görmek zorunda kalmakta ve bu kişilerin dış dünya ile hiçbir irtibatları bulunmamaktadır.
Çin nüfusu artırılıyor
Çinli nüfusun Doğu Türkistan’a çok hızlı bir şekilde yerleştirilmesi sonucunda, yerli halkın asimilasyonu hızlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu uygulamanın bir parçası olarak; Doğu Türkistan’daki Çin nüfusunu artıran Çin yönetimi kimi zaman Doğu Türkistan’ın çeşitli bölgelerindeki kimsesiz kız çocuklarını Çin’in muhtelif bölgelerine götürüp türlü işlerde kullanmaktadır. Eğitim amacıyla Çin’e götürüldükleri iddia edilen çocukların durumu da benzer şekildedir.
Asimilasyon
Çin hükümeti, farklı Türk lehçelerinde konuşan Uygur Türkleri olamk özere yerli halkı Çinceyi kullanmaya zorlayarak bir çeşit zulüm örneği daha sergilemektedir. Bir milletin gelenek-göreneklerini, dinî inançlarını, kendisine özgü dillerini ve toprak bütünlüğünü elinden kaybetmesi demek, o milletin tarihten silinmesi demektir. Eylül 2002’den itibaren Doğu Türkistan’da ilk okuldan Üniversite kader tüm okullarda birçok derste Uygur dilinde eğitim yapılmasının yasaklanması, zulmün açık tezahürlerinden biridir.
Zoraki geri dönüş
Çin yönetimi, türlü yöntemlere başvurmak suretiyle sürgündeki Uygurları geri dönmeye zorlamaktadır. Uluslararası Af Örgütü, son yıllarda Nepal, Pakistan, Kazakistan, Kırgızistan ve bazı komşu ülkelerden Çin’e zorla geri gönderilen Uygur mültecileri ile ilgili dikkate alınması gereken raporlar yayımlamıştır. Bu ülkelerin hemen hepsi Çin’in taleplerine hayır dememiş ve kendilerine sığınan Doğu Türkistanlıları teslim etmiştir.
Sürgündeki Uygurların Doğu Türkistan’da bulunan aile üyeleri ve yakın akrabaları, Çin yönetimi tarafından tutuklanabilmekte, mal varlıklarına el konulmakta, telefon görüşmeleri dinlenmektedir. Çin, sürgündeki Uygurların ailelerini sürekli olarak sorguya çekerek onlara psikolojik baskı yapmaktadır. Devlet yönetimi ile barışık olmayan ve yurt dışında yaşamayı tercih eden Doğu Türkistanlıların aile fertlerine, hatta uzaktan akrabalık bağları bulunan kişilere dahi pasaport verilmemekte, devlet kurumlarında çalışmaları engellenmekte ve bu kişiler adeta toplumdan tecrit edilmektedirler. Bu tür uygulamaların deşifre edilmesi, hatta bu şekilde uluslararası hukuk normlarının hiçe sayıldığının ilan edilmesi dahi o topraklarda suçtur.
Yerel halkın menfi tavrı ve ırki ayrımcılık
Çin’in içeri eyaletlerinde Çin vatandaşlarının Uygurlara yönelik tavrı da devlet bazında yürütülen ayrımcılık siyasetinin açık bir yansımasıdır. Polisler Uygurları keyfi olarak arayabilmekte ve sorguya çekebilmekteyken Çinli halkın büyük çoğunluğu da bir Uygur gördüğünde ona kin ve nefretle bakabilmektedir. Hatta bir dükkâna Uygur Türkü girecek olsa dükkân görevlileri mikrofondan “Dükkânımıza Sincanlı girdi, ceplerinize dikkat edin!” diyerek açıktan açığa anons yapabilmektedir. Taksiciler ve otobüs şoförleri bile Uygur yolcuları almayı reddeder hâle gelmiştir. Bu örnekler, ırki ayrımcılığın tipik ifadeleridir. Çin hükümetinin Uygurları “terörist, katil, hırsız, bölücü, radikal İslamcı” olarak yaftalama çabası ve “Devletimize en büyük tehlike Doğu Türkistan teröristlerinden gelir.”, “Uygurlar ihtiyatlı olunması gereken, gözetlenmesi gereken düşman millettir.” anlayışını yaygınlaştırması, ırki ayrımcılığı tırmandırmaktadır.
Seyahat özgürlüğü kısıtlanıyor
Doğu Türkistan’da seyahat önünde de ciddi engeller bulunmaktadır. Bazen bir köyden diğerine giderken dahi yerel güvenlik kurumlarından belge almak gerekmektedir. Reşit bir insanın bile yurt dışına çıkmak için pasaport alabilmesi neredeyse imkânsızdır. Son günlerde yaşanan bir gelişmeyle ise seyahat özgürlüğünün kısıtlanmasında yeni bir uygulamaya geçilmiştir. Zira daha önce kendilerine pasaport verilen kişilerin pasaportlarına devlet tarafından el konmaya başlanmıştır. Pasaport müracaatında bulunan Doğu Türkistanlılar, devlet memuru da olsalar, ancak çok büyük ücretler ödeyerek pasaportlarını alabilmektedirler. Oysaki bir Çinli pasaport müracaatında bulunduğunda talebi en geç 15 gün içerisinde yerine getirilmektedir.
Hayati tehlike, günlük yaşamın bir parçası
Doğu Türkistan’da hiç kimsenin yaşam güvencesi yoktur. Devlet, istediği zaman istediği kimseyi tutuklayabilmekte ve istediği şekilde cezalandırabilmektedir. Binlerce kişi Çin hükümeti tarafından sudan sebeplerle tutuklanıp yerleri belli olmayan zindanlara götürülmekte, oralarda çürüyüp gitmektedir.
Tutukluların geride kalan çocuklarının ve ailelerinin durumu ise içler acısıdır. Dahası, bu kişilere yardım etmek dahi Çin kanunlarına göre suç sayılmaktadır. Çin, Doğu Türkistanlılara esir muamelesi yapmakta ve onlara türlü zulümleri reva görmektedir.
Din ve vicdan özgürlüğü yoktur
Doğu Türkistanlılar düşünce, ifade ve din hürriyeti alanlarında tamamıyla kuşatılmış durumdadır. Barışçı örgüt kurma hakkı, toplanma hakkı, siyasi haklar, kanun önünde eşitlik hakkı, azınlık hakları, eğitim hakkı, çalışma hakkı, mülkiyet hakkı ve serbest seçimlere katılma hakkı ile adalet, haysiyet ve ünü koruma, göç ve iltica gibi haklar bu halk için söz konusu değildir. Bu bağlamda kendilerine özgürlük sunulmadığı için, Doğu Türkistanlıların gerek ferdi gerekse ailevi ve toplumsal mahremiyeti hiçe sayılmaktadır. Çünkü mahremiyet, insanın insanca muamele gördüğü yerde vardır.
Doğu Türkistan’da devlet memurlarının, işçilerin ve öğrencilerin ibadet yerlerine gitmeleri ve ibadetle meşgul olmaları yasaklanmıştır. İbadet yaptığı tespit edilen kişiler işten ve okuldan atılmaktadır. Bu kişiler keyfi olarak gözetim altına alınmakta ya da para cezalarına çarptırılmaktadır. Dinî eğitim almak isteyenlerin herhangi bir şekilde gidebileceği bir eğitim kurumu bulunmamaktadır. Camilerde ise dinî değerler değil, devlet yasaları tebliğ edilmektedir. Evlerinde dinî kitap bulunanların kitaplarına el konulmakta; hatta evinde dinî kitap bulundurma, bir suç unsuru olarak kabul edilmektedir. Bu tür kişilere para cezasından hapis cezasına varan birtakım cezalar verilmektedir.
Doğu Türkistan’da ibadet olarak vasıflandırılabilecek çoğu şey yasaklanmış durumdadır. Hükümet, bölgedeki Müslüman nüfusun dinî haklarına getirdiği kısıtlamaları artırarak Ramazan ayında devlet kademelerinde ve bütün eğitim kurumlarında oruç tutmayı yasaklamaktadır. Camiler bir bir kapatılmakta, Müslüman din adamları yoğun resmî denetimlerden geçirilmektedir. “Yurtsever olmayan” ya da “yıkıcı” olarak görülen dinî liderler gözaltına alınmakta ve tutuklanmaktadır. Dahası, halka önder olabilecek kapasitedeki bazı aydınlar zehirlenerek öldürülmektedir.
İşgalci Çin yönetimi İslam dinini devlet için tahdit olarak görüyor dolaysıyla Doğu Türkistanlı Türk Müslümanları dinden uzaklaştırmak için yasaklar uyguluyorlar ama Doğu Türkistanlılarda Dini inanç, kültür ve medeniyetlerini koruma gibi hassas konularda Çinin yasaklarına uymadan haklı olduğu davada can ve malları feda ederek savunmaya çalışıyorlar.
Çin güç kollanarak Doğu Türkistan halkını sindirmeye ve kontrol altında tutmaya çalışıyor. Doğu Türkistanlıları dini inancından uzaklaştırmaya ve Kültürel asimilasyon yaparak yok etmeye çalışıyor. Çin açıkça, Doğu Türkistanlılara, ya yok olacaksınız yada bizim gibi dinsiz ateist ve komünist Çinli olarak yaşayacaksınız diye tahdit ediyor.
76 yıldan buyan bitmeyen bu zülüm her geçen gün daha da sertleşiyor, Çin baskı ve zülüm yaparak Doğu Türkistanlıların sabrını zorluyor. Doğu Türkistan’da şuan hiç kimin can ve mal güvenliği yoktur. Her gün binlerce genç hepse atılıyor yada öldürülüyor. Keyfi tutuklama yargısız infaz devam ediyor, Doğu Türkistanlılar Ne zaman evime baskın yapılır diye korku ve endişe içinde yaşıyorlar. Onların kendisi ve Ailesini koruma savunma yetkisi yoktur. Türkiye hükümeti, Uluslararası insan hakları kuruluşları, İslam işbirliği teşkilatı, BM, AB, NATO VE tüm Dünya kamuoyunu Doğu Türkistan’a ilgi çekmesini, orada yaşanan olaylara susmamalarını, Dünyaya tahdit olarak ortaya çıkan sömürücü Çine dur! demelerini, Doğu Türkistanlıların can ve mal güvenliğinin garanti altına alınmasını talep ediyoruz. Sesimize kulak asan kimse olmayacağını biliyoruz ama yine de haykırıyoruz. Çin Zulmünü dur de!.
Bu raporu Doğu Türkistan Maarif Derneği araştırma birimi tarifinden hazırlandı
info@maarip.org

