Çin-ABD Yeni Tipteki Büyük Ülke İlişkileri

ABD’nin Çin uzmanlarına göre, Çin sadece ABD’nin ekonomik rakibi değil, aynı zamanda potansiyel askerî rakibidir

Dr-Erkin-Ekrem
Doç. Dr. Erkin Ekrem

Soğuk Savaş sonrası ABD tek kutuplu hegemonik bir güce dönüşmüştü. Aynı zamanda bu hegemonyaya karşı yükselen bir Çin de söz konusu olmuştu. Bu süreçte diğer yükselen güçlerle birlikte ABD hegemonya gücünü göreceli olarak kaybetmeye başlamıştır. Ekonomik küreselleşme yeni teknolojilerin hızlı yayılmasına neden olmuş ve gelişmekte olan ülkelerin ABD’ye yetişme süresini kısaltmıştır; ABD’nin sanal ekonomisi reel ekonomisinin önüne geçmesi ile yılların birikmiş dış ticaret borcu büyük ölçüde ulusal krediyi aşındırmıştır. Üstelik ABD’nin askerî dış müdahalelerinin yoğun olması onun büyük bir mali ve askerî yüke girmesine neden olmaktaydı. Böyleyce ABD’nin yumuşak gücü de düşüşe başlamıştır; En önemlisi ABD hegemonyası Çin gibi yeni yükselen güçler ve bölgesel güçler tarafından meydan okumaya maruz kalmaktaydı. ABD hegemonyası üzerinde yükselen Çin’in büyük etkisi olmuştur, özellikle ekonomi-ticaret, askerî kapasitesi ve Asya Pasifik bölge güvenliği alanlarında ABD’nin çıkarlarına zarar vermeye başlamıştır. ABD’nin Çin uzmanlarına göre, Çin sadece ABD’nin ekonomik rakibi değil, aynı zamanda potansiyel askerî rakibidir, büyük ihtimale küresel güç yapısındaki değişiklikleri getirecek ülkes olacaktır. Doğal olarak mevcut hegemonya uluslararası sistemin güç dağılımı konusunda diğer ülkelerden daha fazla duyarlıdır. Böyle bir ortamda ABD’nin Çin ile nasıl bir ilişki kurması ve Çin’e nasıl bir politika uygulaması zaruri bir soruna dönüşmüştür.

Yükselen Çin ile Yeni İlişkiler Arayışı

Yükselen Çin’e karşı nasıl bir politika uygulanacağı meselesi Washington’un uzun zamandır karar veremeyen karmaşık bir meseledir. Eylül 2005’te ABD Dışişleri Bakan yardımcısı Robert B. Zoellick, ABD-Çin ilişkilerini “sorumlu paydaşlar” (responsible stakeholder) olarak nitelemiştir. Ancak Çin tarafından da yoğun tartışılan “sorumlu paydaşlar” kavramı pek anlaşılmış değildir. Neticede Çin’in ABD’nin oluşturduğu uluslararası sisteme dâhil edilmesi ile Çin’in bu sistemde sorumluluğunu icra etmesi için çabalanması düşüncesine pek sıcak bakılmamıştır. Çin, Robert Zoellick’in “sorumlu paydaşlar” teklifini kabul etmemiştir.

2004 yılının sonunda, Peterson Institute for International Economics’in Başkanı C. Fred Bergsten ilk defa ABD-Çin ilişkilerini G2 (Group of Two) olarak nitelemişti. C. Fred Bergsten, ABD’nin geleceğini ilgilendiren ABD-AB, ABD-Çin, ABD-Japonya ve ABD-Suudi Arabistan gibi dört gurup ilişkilerine önem verilmesini önermişti. Bunun nedeni ise, Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve G8 gibi kuruluşların küresel yönetişimde zamanın arkasında kalmasıdır. C. Fred Bergsten’e göre, Çin artık gerçek bir ekonomik süper güçtür, ABD Çin’in bu konumunu kabul etmekle Çin’in uluslararası ekonomik düzeninde yasal mimarı ve yöneticisi olmasını sağlamalıdır. Böylece Çin’in küresel ekonomik süper gücü rolüyle uyumlu olacaktır. C. Fred Bergsten daha sonraki çalışmalarında G2 kavramını zenginleştirmeye çalışmıştır. ABD-Çin ekonomik yaşam ortaklığını simgeleyen G2 kavramı birçok önemli araştırmacılar tarafından kabul edilmesi ile rağbet gören bir düşünceye dönüşmüştü. ABD-Çin ilişikleri sadece ikili ilişkileri ile kalmıyor, aynı zamanda küresel siyasî, ekonomi ve güvenlik ilişkilerini de etkilemektedir. ABD’nin Çin ekonomisi uzmanı Donald H. Straszheim, küresel ekonomik ilişkisinin en önemli tarafının ABD-Çin Grubu olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, bu bakış ABD’nin Council on Foreign Relations kuruluşunun Çin uzmanları Elizabeth C. Economy ve Adam Segal tarafından eleştirilmiş ve G2 yapısının henüz olgunlaşmadığını ileri sürmüşlerdir. ABD ile Çin arasında karşılıklı güvenin eksikliği, söz konusu G2 ekonomi yapısının sürdürebilirliğinin zorlukları ve ABD ile Çin arasında küresel ortamında güç paylaşması konusunda anlaşamaması ve diğer güçlerin G2 yapısına duyduğu kaygıları nedeni ile C. Fred Bergsten’in ortaya koyduğu bu düşünce şüpheli hale gelmiştir.

Bununla birlikte, ekonomi alanında üretim ve tüketim ilişkilerinin üzerinde birbiri ile tamamlayıcı yapıya sahip olduğunu ifade eden “Chimerica” kelimesi de Harvard Üniversitesi’nden ekonomi Prof. Niall Ferguson ve Free University of Berlin’den Prof. Moritz Schularick tarafından yaratılmıştı. Özellikle Niall Ferguson’in 2008’de yayınladığı The Ascent of Money: A Financial History of the World adlı kitabında bir tarihsel olguyu ortaya koyarak ABD-Çin ilişkilerinin tespitini yapmaktadır. 19. yüzyılın sonuna doğru Avrupa’da yükselen Almanya ile mevcut hegemonya İngiltere’ye karşı meydan okumaya başlamıştı. İki ülke bu gelişmeye karşı ikili ilişkilerini yönetemediği için neticede doğrudan ve dolaylı olarak 20. yüzyılının iki dünya savaşını meydana getirmişti. Almanya mağlubiyete uğramış ve İngiltere de mevcut konumunu sonsuza dek kaybetmiştir. Niall Ferguson, ABD ve Çin’in bu tarihî ibretten ders çıkarmasını umuyordu. Ancak 2009 yılında “Chimerica” yapısının sona erdiği de onlar tarafından ilan edilmişti.

Çin uzmanları da G2 ve “Chimerica”gibi ikili ilişkilerinin gerçekleşmesinin zor olduğu görüşündedir. Hatta G2 kavramın “Çin’i öldürme teklifi” olarak yorumlanmaktadır. Mayıs 2009’da düzenlenen XI. Çin-AB Zirvesi’nde Çin Başbakanı Wen Jiabao açık bir dil ile G2’yi ret etmişti. Çin dış işlerinden sorumlu Çin Devlet Konseyi Dai Bingguo’nun Mayıs 2012’de düzenlenen IV. Çin-ABD Stratejik ve Ekonomik Diyalog toplantısında G2 yerine C2’yi gündeme getirmişti. C2, kavramsal ve tanım açısından neyi ifade ettiği konusunda Dai Bingguo açıklık getirmemiştir, ancak Çinli uzmanlar bunun koordinasyon (coordination) ve işbirliği (cooperation) olduğunu ileri sürmektedir. Çinli uzmanlara göre G2 ya da Chimerica kavramında iki ülkeyi ortak yönetmek ve dünyaya hakim olmak anlamını taşımaktadır, C2 ise istişare ve işbirliğine önem veren bir cemiyeti (community) vaat etmektedir. C2 önerisinin neyi kast ettiği tam olarak anlaşılmamasına rağmen, Dai Bingguo’nun Çin-ABD ilişkilerinin güçlendirilmesi için ortaya koyduğu beş maddeli şart buna izah olabilir: 1. Karşılıklı temel çıkarlarına ve ilgi duyduğu önemli sorunlara saygı göstermelidir; 2. BM Şartı’nın ruhuna uygun olarak karşılıklı iç işlerine karışmama ilkesine uyumalıdır; 3. Kriz karşısında sabırlı olmalıdır; 4. Verdiği sözü tutmalıdır; 5. Birbirinin kapasitesini ve sorumluluğu objektif bir şekilde anlamalıdır. Bütün bunlar aslında Çin’in ABD ile nasıl bir ilişki arayışı geliştirme olarak okunabilir.

Çin’i Yeniden Dengeleme Politikası

ABD’nin Çin’i yeniden dengeleme politikası oluşturulması için yapılan önerileri aynı zamanda kendisinin küresel hegemonyasının düşüşe gittiğinin farkında olduğunu göstermektedir. ABD’nin amacı, mevcut Batılı uluslararası sistem, uluslararası düzen ve uluslararası yasaları koruyarak yüselen Çin ile savaşa girmeyi ve ABD’nin hegemonyasının kaldırılmasını engellemektedir. Bu bağlamda Çin’in kalkınma sürecini Batı dünya sistemi içine dahil ederek Çin’in davranışına kısıtlamalar getirilecektir. Çin ise sosyalist sisteme uygun olarak bağımsız gelişme yolunu tercih etmektedir.

Eylül 2009’da, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı James B. Steinberg, Washington’daki bir konuşmasında ABD-Çin ilişkilerinde “stratejik güvence” (strategic reassurance) verilmesinin önemini dile getirmiştir. James Steinberg, ABD ve müttefikleri Çin’e karşı çevreleme yapmayacağını, aksine Çin’in müreffehli bir yükselen güç olarak hoş karşılanacağını, ancak aynı zamanda Çin’in, diğer ülkelere güvence vermesi gerektiğini, kendi gelişmesi ve güçlenmesi pahasına diğer ülkelerin güvenlik ve mutluluğuna zarar vermeyeceğine dair güvence vermesi gerektiğini belirtmiştir. Böylece karşılıklı güvene dayalı uluslararası sistemin kurulmasına yarar sağlanacaktır. ABD’nin bu yeni Çin politikası, hiçbir ülkenin tek başına küresel sorunlara meydan okumasına karşı kapasitesinin olmayışı üzerinde kurulmuştur. Nitekim çoğu ülke aynı küresel tehditlerle karşı karşıya kalmaktadır. Ancak Çin tarafı daha çok karşılıklı stratejik güven yaratma gayreti içindedir.

Barack Obama, Ocak 2009’da iktidara geldikten sonra kurmaylarıyla ABD’nin dış politika önceliğini tartışmış ve bu tartışmada Ortadoğu’nun istikrarı, ABD’nin çıkarları üzerindeki etkisi fazlası ile abartılmış, fakat Asya’nın öneminin göz ardı edilmiş olduğunu tespit etmişlerdi. Şubat 2009’da ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un ilk dış gezisi geleneksel Avrupa müttefikleri değil, Japonya, Endonezya, Güney Kore ve Çin’i kapsamıştı. Clinton’un bu gezisi Washington’nun Asya Pasifik bölgesine verdiği önemin sinyaliydi. Başkan Obama’nın Asya Pasifik ziyareti ise Kasım 2009’de gerçekleşmiştir. Japonya, Singapur, Çin ve Güney Kore ülkelerini kapsayan bu gezide Obama, ABD’nin Asya’ya geri döndüğünü deklere etmiştir. Obama daha sonraki Asya Pasifik gezisinde ABD’nin Asya’ya geri döndüğünü tekrarlamıştır. Dışişleri Bakanı Clinton’un Kasım 2011’deki bir yazısında, “21. yüzyıl Amerika’nın Pasifik yüzyılı olacaktır” ifadesi Washington’un Asya Pasifik’e yönelmesinin kararlı bir politika olduğunu göstermektedir. Kasım 2011’de, Başkan Obama, Doğu Asya Zirvesi’ne iştirak etmekle Çin’e karşı bölgedeki liderliğini korumuştur. Bu tarihten sonra ABD uzmanları ABD’nin Asya’ya geri dönüş politikasını stratejik kaydırma olarak tanımlamıştır. Washington’un Asya Pasifik’e yönelme politikası ABD’nin savunma stratejisine de yansımıştır. 5 Ocak 2012’de, ABD’nin yeni askerî stratejisi yani ABD’nin Küresel Liderliğini Sürdürmek: 21. Yüzyıl Savunma Öncelikleri adlı raporu ilan edilmişti.

Washington’un söz konusu politikasının tanımı Haziran 2012’de Savunma Bakanı Leon E. Panetta’nın Singapur’de düzenlenen XI. The Shangri-La Dialogue konferansındaki konuşmasıyla “yeniden dengeleme” (strategic rebalancing) olarak değişmiştir. Savunma Bakanı Panetta’nın “The US Rebalance Towards The Asia-Pacific” başlıklı konuşmasında Washington’un Asya Pasifik’e yönelik yeniden stratejik dengeleme (strategic rebalancing) politikasını açıklamış ve 2020 yılına kadar ABD’nin silahlı kuvvetlerinin %60’ini Asya Pasifik’e kaydıracağını belirtmiştir. Panetta’nın Eylül 2012’deki Çin ziyareti sırasında, ABD’nin Asya Pasifik’te sürdürdüğü yeniden dengeleme politikası Çin’e yönelik olmadığını tekrarlamıştır. Buna rağmen Çin’i endişeye sokmuştu. Başkan Obama’nın tekrar seçildikten sonra Kasım 2012’deki beşinci Asya ziyaretinde Asya’da yeniden dengeleme politikasını tekrarlamamıştır. ABD’nin bu politikası Çin tarafından kendisine yöneldiği kanaatini uyandırmıştır. Bununla birlikte Çin’in Japonya, Filipinler ve Vietnam gibi Çin ile toprak ihtilafı olan komşuları ülkelerle de ilişkileri gerginleşmektedir. Kuzey Kore nükleer sorunların yaratığı bölgesel gerilimler ve 2014’te NATO’nun Afganistan’dan çekildikten sonra Orta Asya güvenliğinin ne derecede tehdit altına kalacağı soruları Çin’in ulusal çıkarları etkilemektedir. Çin’in yakın çevre güvenliği son 30 yıldan beri hiçbir zaman bu kadar kötü olmamıştır.

Yeni Tipteki Büyük Ülke İlişkileri

ABD’nin Çin’e yönelik stratejik kuşatma baskısı ve yakın çevre güvenliği tehdide girmesi ile Pekin de durumu değiştirme çabalarına girmiştir. Bunlardan en önemlisi ise Çin’in ABD’ye yönelik Yeni Tipteki Büyük Ülke İlişkileridir. Söz konusu tabirin tercümesinin çeşitli olması (New type of great power relations; A new model for relations between great powers; New type of great power relationship) ise, onun kavramsal sorunu olabileceğini uyandırmaktadır. Üstelik ABD tarfı yani Başkan Obama bu tabiri “yeni işbirliği modeli” (a new model of cooperation) olarak çevirmiştir. Bu çevrinin Çincesiyle ciddi bir farkı vardır.

Başkan Obama, 2009 yılı sonunda Çin ziyareti öncesi ABD-Çin ilişkilerini ortak ve “rakip” (competitor) olarak nitelemişti. 2012 yılındaki seçim propagandasında Çin’i yine rakip (adversary) olarak kullanmıştı ancak bu sefer anlamı farklıydı, önceki “yarışan rakip” anlamındadır, sonraki ise “düşman”, “muhalif olan rakip” ve “karşı çıkan kimse” anlamındadır. Yani Obama yönetimi 4 yıl sonra yükselen Çin’e karşı algısı rakiplikten düşmanlığa yükselmiştir. Haziran 2013’te Çin Devlet Başkanı ABD ziyareti sırasında Başkan Obama Çin’i ABD’nin rakip ülkesi (rival nations) olarak tanımlamıştı. Yani Başkan Obama’nın nezdınde Çin henüz eşit bir ortak değildir ve sadece yeni yükselen ve işbirliği yapabilen yeni model ortağı olarak görülmektedir.

“Yeni Tipteki Büyük Ülke İlişkileri” ifadesi ilk defa Mayıs 2010’da, II. Çin-ABD Stratejik ve Ekonomik Diyalogu’nda Çin’in dışişlerinden sorumlu Devlet Konseyi üyesi Dai Bingguo ortaya koymuştu. Bu ifade Şubat 2012’de, Çin Devlet Başkan Yardımcısı Xi Jinping’in ABD ziyareti sırasında tekrarlanmıştır. Mayıs 2012’de, Devlet Başkanı Hu Jintao’nun IV. Çin-ABD Stratejik ve Ekonomik Diyaloğu’ndaki konuşmasında yenilenmiştir. Hatta Kasım 2012’de yapılan Çin Komünist Partisi’nin 18. Kurultayı’nın raporunda da yer almıştır. Bu tarihlerden sonra farklı düzeydeki ikili ziyaretlerinde Çin tarafı bu tür ilişkileri devamlı dile getirmiştir. En son Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in 7-8 Haziran 2013 tarihlerinde Kaliforniya eyaletindeki Annenberg çiftliğinde ABD Başkanı Barack Obama ile görüşme esnasında da ifade edilmiştir.

Başkan Xi Jinping’nin açıklamasına göre, Yeni Tipteki Büyük Ülke İlişkileri ibaresinin içeriğine göre ise iki ülke kendi arasında çatışmayacaktır, karşılıklı saygı gösterecektir ve kazan-kazana dayalı işbirliği olacaktır. Yeni Tipteki Büyük Ülke İlişkileri’nin ruhunun Çin-ABD ilişkilerinin her alanına yayılması için Başkan Xi Jinping dört öneri de dile getirmiştir: Diyalog ve karşılıklı güven düzeyini artırmak; Pragmatik işbirliğinin yeni vaziyeti yaratmak; Büyük güçlerin ilişkilerine yönelik yeni modeli tesis etmek ve farklılıkları kontrol etmek için yeni yaklaşımları aramaktır.

Yeni Tipteki Büyük Ülke İlişkileri önerisinden Çin’in ABD ile eşit düzeye gelme ve kendisinin büyük güç konumunu belirleme niyetini anlamak zor değildir, aynı zamanda daha önce ABD’nin ortaya koyduğu G2 ya da Chimerica önerileri hatırlatmaktadır. En önemlisi mevcut hegemonya ile yeni yükselen güç (güçler) arasında mutlaka çatışma vaya savaş yaşanacağı tarihsel olguya karşı yeni bir yol arayışı içinde olduğu da okunabilmektedir. Ancak bütün bu gelişmelerden anlaşıldığı gibi, dünyanın mevcut hegemonyası ile yeni yükselen güçleri arasındaki ilişkileri henüz tanımlanmış değildir.

Kaynak: http://www.kanalahaber.com/yazar/erkin-ekrem/cin-abd-yeni-tipteki-buyuk-ulke-iliskileri-26530/

x

Check Also

23 NİSAN Çocuk bayramı ve Doğu Türkistanlı Çocuklar

Basın Bildirisi Bugün TBMM kurulmuş, Bağımsız ve Egemen Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu için en önemli adım atılmış gündür. Bugün çocukların kendi ana vatanında mutlu ve hür yaşamaları için bağışlanmıştır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ...

İngiltere parlamentosu Çin zulmüne resmen ‘soykırım’ olarak kabul etti

İngiltere parlamentosu Çin zulmüne resmen ‘soykırım’ olarak kabul etti İngiltere parlamentosu 22 Nisan, perşembe günü oy birliğiyle Doğu Türkistan’da soykırım yapıldığını kabul etti ve açıklama yapıldı. İngiltere Milletvekillerinin oylama konuşmalarında 2022 Pekin Kış Olimpiyatlarının boykot ...

Türk Mahkemesi, Çin’in Abdulkadir Yapçan’ın iade talebini reddetti

Türk mahkemesi, Çin'in Abdukadir Yapcan'ın iade talebini reddetti Türk Adaleti Tecelli etti, Çin düzmece iftiralarla iadesini talep ettiği Doğu Türkistan davasının Yılmaz lideri ve kanaat önderi Abdulkadir YAPÇAN’in 8 Nisan 2021 tarihindeki duruşması hayırla sonuçlandı. ...

Yalanın Gölgesinde Soykırım: Doğu Türkistan konulu basın toplantısı gerçekleşti

Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri ve Çin yönetiminin propaganda faaliyetlerini cevap vermek amacıyla bir basın açıklaması gerçekleşti. basın toplantısında, Çin’in 2 Nisan’da gösterime giren “The War in The Shadows” filmiyle, Doğu Türkistan üzerinde propaganda ve ...

Sistematik soykırımın başlangıcı: Barın Katliamı

Çin’in Doğu Türkistan’ın Barın kasabasında gerçekleştirdiği katliamın üzerinden 31 yıl geçti.Eyüp Sultan Meydanı’nda düzenlenen basın açıklamasıyla 31 yıl önce yaşanan Barın Katliamı ile Doğu Türkistanlıların ortadan kaldırılması hedeflendi. Basın açıklamasını okuyan Uluslararası Doğu Türkistan Sivil ...

Barın Katliamın 31.yıl dönümünde Basın açıklaması

5 Nisan 1990 tarihinde Doğu Türkistan’ın kadim şehri Kaşgar’a bağlı Aktuğ yöresinin BARIN kasabasında İşgalci Çin Rejimi tarafından gerçekleştirilen Katliamı, Barın şehitlerini ve Barın Direnişini anmak ve Doğu Türkistan’da devam eden ve gün geçtikçe artan ...

STK’lardan Doğu Türkistan çağrısı: Şaka değil soykırım!

34 ülkeden 200’den fazla STK, Doğu Türkistan’da yaşanan Çin zulmüne dikkat çekti, toplama kamplarının kapatılması için çağrı yapıldı. Doğu Türkistan’da yaşanan zulümleri tüm dünyaya duyurmak amacıyla kurulan Doğu Türkistan Platformu, başta İstanbul olmak üzere tüm ...

Şaka değil Soykırım Doğu Türkistan basın açıklaması gerçekleşti

Bugün yanı 1 Nisan Cuma günü Beyazit meydanında İHH İnsani Yardım vakfının öncülüğünde Doğu Türkistan Platformu çatısı altında başta Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği olmak üzere 200’ü aşkın STK’ların desteği ile 1 Nisan Şaka gününe ...

Şaka Değil soykırım Doğu Türkistan Basın bildirisi

Şaka Değil soykırım Doğu Türkistan Basın bildirisi