Azerbaycan’da Uygur Türklerinin Kültürel İzleri

004

“Milliyetler Politikası” dönemine kadar, örneğin bugün Orta Asya denilen coğrafyanın adı “Türkistan”dı.

avsar-dogu-turkistanin-anneleri-8-mart-diye-bir-kavram-bilmiyor-IHA-20140308AW028782-1-t

Dr.Abdulhamit Avşar

Türkiye Cumhuriyeti ilan edildiğinde, bağımsız bir devlet halinde başka hiçbir Türk devleti yoktu. O dönem, “Türk” adının yaşatılması ve var kılınması o kadar önem taşıyordu ki, bu yeni devleti kuran Milli Mücadele kadrosu hiç tereddüt etmeden, “Türk” adını ön plana çıkardı ve devlet adı yaptı. Yeni bir vatandaşlık kavramıyla, Türk sözü kültürel bir tabana oturtuldu. Cumhuriyetin sınırları içerisinde yaşayan ve devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes “Türk” olarak adlandırıldı. Bu yanlış bir yöntem değildi. Çünkü bazı küçük azınlıklar dışarıda bırakılırsa, yeni devletin sınırları içerisinde yaşayan hemen herkes, en azından kültürel anlamda Türklük dairesi içerisindeydi. Ayrıca, uzun yıllar, karşılarına çıkan ve çıkarılan çeşitli etnik tahrikler rağmen, imparatorluğun selameti açısından kendi etnik kimliklerini geri planda tutmaya çalışan Türklerin, bir milli bilinç etrafında birleşebilmesi ve ulus yapılarını sağlamlaştırması için de bu gerekliydi.

Fakat aynı dönemde, gerek Orta Asya’da gerekse Kafkaslar’da, başka Türkler de yaşıyordu. 1924 yılında Stalin’in uygulamaya koyduğu “Milliyetler Politikası” dönemine kadar, örneğin bugün Orta Asya denilen coğrafyanın adı “Türkistan”dı. Bunu Ruslar da kabul etmişti. Nitekim Çarlık döneminde bu bölgede oluşturulan yönetimin adı “Türkistan Genel Valiliği” idi. Yine, Sibirya’ya uzanan demiryoluna “Türk-Sib” yani “Türkistan-Sibirya” demiryolu adı verilmişti. Bu adlandırma komünizmin ilk yıllarında da sürdürülmüş, aynı bölgede “Türkistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” ilan edilmişti. Yine, bugün Çin işgali altında “Şincan” adı verilerek asimile edilmeye çalışılan coğrafyada, 1933 ve 1944 yıllarında ilan edilen devletlerin adı, “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” idi. Evet, o devirde de, bu bölgede “Uygurlar”, “Özbekler”, Kazaklar”, “Kırgızlar”, Türkmenler” vb. yaşıyorlardı. Ama bunlar kendilerini “Türk” kabul ediyor ve yaşadıkları yerleri “Türkistan” yani “Türklerin Yurdu” olarak adlandırıyorlardı.

Aynı durum, Kafkaslar için de geçerliydi. O yıllarda, Kafkas bölgesinde “Azeriler” değil, “Türkler, -Azerbaycan Türkleri-” yaşıyorlardı. Örneğin, R. Ahundov’un 1929’da basılan sözlüğünün adı, “Azerice-Rusça değil”, “Türkçe-Rusça” sözlüktü. Mirze Elekber Sabir, bir başka edibi, “Osmanlıca’dan Türkçe’ye tercüme” ifadesi kullandığı için eleştiriyordu. Dikkat edin, Sabir’in eleştirdiği insan, bugün “Türkçe” adının kendisine inhisar ettirildiği Anadolu Türkçesini Osmanlıca, Azerbaycan coğrafyasında konuşulan ağzı ise Türkçe olarak adlandırıyordu. Peki ne oldu da, bugün “Türkçe”, “Türk” kavramları çoğunluk, hatta, en iyi bilmesi gerekenler tarafından bile yalnızca Türkiye’ye mal edilir oldu?

Günümüzde başta Türkiye olmak üzere, bütün Türklerin öncelikle çözümlemesi gereken sorunlardan biri, bu kavram kargaşasıdır. Dünyada, böylesine coğrafyası, tarihi, gelenekleri ve dili bir, bütün millet yoktur ki her bir şubesi ayrı bir adla anılsın. Ve aslında hepsinin ortak adı olan Türk adı, yalnızca bir bölgede yaşayanlara hasredilsin. Bakar mısınız şu kullanılışın iticiliği ve sevimsizliğine: “Türkler ve Azeriler Ermenilere karşı birlikte hareket etti.” Ya da Özbekistan’da, Türkmenistan’da “Türk berberi”, “Türk döneri”, “Türk iş adamı”. Peki, orada yaşayan diğerleri kimdir? Allah aşkına bu kullanım kimin yararınadır. Dışarıdan bakan bir yabancı, bu iki kavramın ifade ettiği topluluğun aslında aynı milletin birer parçası olduğunu nereden bilecektir? Bu kullanım, zaman içerisinde ayrı milli kimlikler şekillenmesine varıp çıkmayacak mıdır? Bu kullanım, 1924 yılından beri uygulanan “Sovyet Milliyetler Politikası”nın devam ettirilmesinden başka nedir?

Tabii burada, Türkiye’nin bugün içine sokulduğu psikolojinin de önemli rolü olduğu söylenebilir. Maalesef , “Türkiyeli” kavramı, iğdiş edilerek, Türkiye’de Türk milliyetine karşı bir duruşun ifadesi, sembolü haline getirilmek isteniyor. Bu ise, haklı bir tepki meydana getiriyor ve “Türk” sözünün anlamının daralması bahasına, Türkiye’ye mahsus kılınmaya mecbur kılınıyor. Böylece, farklı coğrafyalarda yaşayan Türkleri tanımlamadaki ciddi kavram karmaşası devam ediyor. Öyle ya, bir Azerbaycanlı, Özbekistanlı ifadesinin karşılığı olarak “Türkiyeli” demek gerekirken, birçok kez zorunlu olarak “Türk” kelimesi kullanmak gerekmektedir. Bir de dil alışkanlıkları var. En beklemeyen kişiler bile, rahatlıkla bu şekilde ifadeler kullanabilmektedir.

Burada bir karar vermeliyiz: “Türk” yalnız bizsek mesele yok. Eğer diğerlerinin de Türk olduğunu söylüyorsak, ortaya çıkan bu kavram kargaşasını halletmek mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde orta ve uzak gelecekte, “Türk” yalnız biz kalacağız, diğerleri Azeri, Özbek, Kırgız, Kazak, Türkmen, Tatar, Uygur vb. adlı başka “milletler” olacaklardır. “Türkçe”, yalnız bizim “dilimiz” olacak, karşımıza, “Azerice”, “Özbekçe”, “Kırgızca”, “Kazakça” “Tatarca”, “Uygurca”… vb. diller çıkacaktır. Aman ha dikkat!

x

Check Also

İngiltere parlamentosu Çin zulmüne resmen ‘soykırım’ olarak kabul etti

İngiltere parlamentosu Çin zulmüne resmen ‘soykırım’ olarak kabul etti İngiltere parlamentosu 22 Nisan, perşembe günü oy birliğiyle Doğu Türkistan’da soykırım yapıldığını kabul etti ve açıklama yapıldı. İngiltere Milletvekillerinin oylama konuşmalarında 2022 Pekin Kış Olimpiyatlarının boykot ...

Türk Mahkemesi, Çin’in Abdulkadir Yapçan’ın iade talebini reddetti

Türk mahkemesi, Çin'in Abdukadir Yapcan'ın iade talebini reddetti Türk Adaleti Tecelli etti, Çin düzmece iftiralarla iadesini talep ettiği Doğu Türkistan davasının Yılmaz lideri ve kanaat önderi Abdulkadir YAPÇAN’in 8 Nisan 2021 tarihindeki duruşması hayırla sonuçlandı. ...

Yalanın Gölgesinde Soykırım: Doğu Türkistan konulu basın toplantısı gerçekleşti

Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri ve Çin yönetiminin propaganda faaliyetlerini cevap vermek amacıyla bir basın açıklaması gerçekleşti. basın toplantısında, Çin’in 2 Nisan’da gösterime giren “The War in The Shadows” filmiyle, Doğu Türkistan üzerinde propaganda ve ...

Sistematik soykırımın başlangıcı: Barın Katliamı

Çin’in Doğu Türkistan’ın Barın kasabasında gerçekleştirdiği katliamın üzerinden 31 yıl geçti.Eyüp Sultan Meydanı’nda düzenlenen basın açıklamasıyla 31 yıl önce yaşanan Barın Katliamı ile Doğu Türkistanlıların ortadan kaldırılması hedeflendi. Basın açıklamasını okuyan Uluslararası Doğu Türkistan Sivil ...

Barın Katliamın 31.yıl dönümünde Basın açıklaması

5 Nisan 1990 tarihinde Doğu Türkistan’ın kadim şehri Kaşgar’a bağlı Aktuğ yöresinin BARIN kasabasında İşgalci Çin Rejimi tarafından gerçekleştirilen Katliamı, Barın şehitlerini ve Barın Direnişini anmak ve Doğu Türkistan’da devam eden ve gün geçtikçe artan ...

İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu Dernek Başkanımızı evinde ziyaret

İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman SOYLU ve beraberinde Cumhurbaşkanı Başdanışmanları Sayın Ahmet Selim KÖROĞLU, sayın Ayhan OĞAN, Zeytinburnu Kaymakamımız ve Zeytinburnu İlçe Emniyet Müdürümüz Dernek Başkanımız Hidayet Oğuzhan’ı İstanbul’da evine teşrif ederek şereflendirdiler. bu nezaket ziyaretinden ...

STK’lardan Doğu Türkistan çağrısı: Şaka değil soykırım!

34 ülkeden 200’den fazla STK, Doğu Türkistan’da yaşanan Çin zulmüne dikkat çekti, toplama kamplarının kapatılması için çağrı yapıldı. Doğu Türkistan’da yaşanan zulümleri tüm dünyaya duyurmak amacıyla kurulan Doğu Türkistan Platformu, başta İstanbul olmak üzere tüm ...

Şaka değil Soykırım Doğu Türkistan basın açıklaması gerçekleşti

Bugün yanı 1 Nisan Cuma günü Beyazit meydanında İHH İnsani Yardım vakfının öncülüğünde Doğu Türkistan Platformu çatısı altında başta Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği olmak üzere 200’ü aşkın STK’ların desteği ile 1 Nisan Şaka gününe ...

Şaka Değil soykırım Doğu Türkistan Basın bildirisi

Şaka Değil soykırım Doğu Türkistan Basın bildirisi