Urumçi saldırısının uluslararası yankıları sürüyor

uygur

Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de düzenlenen saldırının temel sebebinin Çin’in bölgede uyguladığı ayırımcı politikalar olduğu ifade ediliyor

Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de 30 Nisan günü bir tren garında üç kişinin ölümü ve 79 kişinin yaralanması ile sonuçlanan intihar saldırısının yankıları uluslararası düzeyde sürerken, tartışmalar ve yorumlar aracılığıyla Doğu Türkistan Uygur problemi çerçevesinde sıcak gündemi korumayı sürdürüyor.

Çin’de ve diasporada yaşayan Uygur Türkü akademisyen ve aydınlar, Çinli entelektüel demokrat aydınlar ile konunun uzmanları, batılı siyasi yorumcular ve analizciler aynı noktada birleşmektedir: “Doğu Türkistan’i işgal altında bulunduran Çin yönetimi Çin Milliyetçiliği ve büyük Çin şovenizmi merkezli, etnik ayırımcılık üzerine kurulu dışlayıcı politikasını değiştirmediği ve tahakkümü altında tuttuğu Müslüman Uygurlar, Tibetliler, Moğollar, Mançurlar ve diğer Çin esiri azınlık milletlerin insani hak ve hukukunu esas alan, günümüz insanının ortak değerleri olan kendi takdirini belirleme hakkı temelli yeni bir politikalar geliştirip uygulamadığı takdirde, bu ve benzeri şiddet olaylarının daha da artarak sürecek, Çin’in istikrar ve güvenliğini ciddi olarak tehdit edecek ve hatta Çin parçalanma ile karşı karşıya kalabilecektir.

Batı medyası ayrıca Çin yönetiminin Müslüman Uygurların sesine kulak vermelerini, itirazlarını soğukkanlı bir şekilde, sükunet ve sabırla dinlemelerini, ve isteklerini yerine getirmeleri tavsiyesinde de bulunuyor.

Uygurların itiraz ve protesto eylemlerinin şimdiye kadar batı kamuoyunca pek önemsenmediği ve dikkate alınmadığına dikkat çeken analizciler Uygur protesto hareketlerinin gün geçtikçe daha örgütlü, daha soğukkanlı ve oluşturduğu yankı ve verdiği mesaj bakımından daha etkili hale gelmekte olduğu noktasında birleşiyorlar.

Son günlerde uluslararası medyada Doğu Türkistan ve Uygur Türkleri merkezli bir çok gözlem, görüş, yorum ve siyasi analizler yer alıyor.

ABD’de yaşayan Müslüman asıllı ünlü gazeteci ve TV yorumcusu Ferid Zekeriya kendi kişisel bloğunda son Urumçi olayı ve sebepleri üzerinde dururken, konu ile ilgili şu çarpıcı görüşleri dile getirdi:

“Bu intihar saldırısını gerçekleştiren Müslüman Uygur fedailerinin yüksek düzeyde düşünme ve stratejik analiz kabiliyeti ile yerinde karar verme yeteneğine sahip olduklarını düşünüyorum. 1 Mart’ta gerçekleşen Kunming saldırısı ile son Urumçi tren garı olayı bu görüşümün ne kadar yerinde ve haklı olduğunun açık bir ispatıdır. Bu olaylar Uygur Fedailerinin hareket kabiliyetlerinin ne kadar üstün olduğunu gösteriyor. Her iki olayın zamanlaması ve uzun süre hafızalardan silinmeyecek derecede ve sembol nitelikte yer almış olması çok önemlidir. Bu tür olayları ancak çok güçlü ve büyük teşkilatların gerçekleştirebileceğini düşünüyorum.”

İngiltere’de yayınlanan muhafazakar “The Guardian” gazetesinde “Çin’deki Terör – Uluslar arası Standart” başlığı ile Philep Potter imzası ile yayınlanan bir haber yorumda şu görüşlere yer verildi:

“Urumci tren garı patlamasının, Çin başkanı Xi’nin bölge ziyareti esnasında sürekli dillendirdiği ‘Terörizme Sert Darbe Vurma’ söyleminin hemen akabinde gerçekleşmesi, Uygurların protesto eylemlerinin uluslararası standartlara çok uygun bir şekilde, yeri ve zamanının da çok iyi ayarlanmış ve seçilmiş bir hareket olması ile dikkati çekmektedir. Uygurların bu tür hareketlerinin batı kamuoyunca şimdiye kadar pek ciddiye alınmamıştır. Eylemlere katılanların sayısının az, kullandıkları silahların basit ve ilkel ve meydana getirdikleri zararların az olması sebebi ile bu eylemleri yeterince önemsenmemiştir. Çin yönetimi de şimdiye kadar Uygurların bu tür protesto eylemlerini derhal bastırmakta ve kamuoyundan ustaca gizlemekteydi. Son eylemler bu durumun tamamen değiştiğini gözler önüne sermektedir. Uygur eylemciler şimdi nereye nasıl, ne şekilde ve ne zaman saldırması halinde daha çok etki ve yankı oluşturacağını ve ses getirebileceğini çok iyi planlayıp tahmin edebiliyorlar. Günümüzde bir kısım Uygurların Pakistan ve Afganistan’daki kamplarda çok iyi bir şekilde eğitim aldığı bilinmektedir. ABD güçleri Afganistan’dan çekildikten sonra bu Uygur Mücahitlerin esas hedefinin Çin’e yöneleceğini ve Çin’in bir ‘Terör Merkezi’ konumuna gelebileceğini çok iyi tahmin edebiliyorum. Çin bu Mücahitleri dikkate almak durumundadır. Çünkü, bugün onların elinde bıçaklar ve kendilerinin ürettiği basit bombalar mevcut ise de, onların elinde ondan daha önemli ve etkili bir silah daha vardır; o da Çin’in uluslararası politikasını değiştirebilecek etkiye sahip gizli bir gücün var olmasıdır.”

ABD’de yayınlanan “Diplomatik” adlı bir dergide Whitny Kessple imzası ile yayınlanan bir haber yorumda şu görüşler öne çıkyor:

“Çin yönetimi Doğu Türkistan, Tibet ve Tayvan meselesine aşırı şüpheci bir tutumla yaklaşmaktadır. Özellikle Uygur ve Tibet bölgesinde çok daha sert ve aşırı uygulamalar icra etmektedir. Kimseye bir zarar vermeyen, sadece kendilerini protesto amacı ile ateşe veren Tibetli Budist Rahiplere dahi aşırı güç ve baskıyı reva görmektedir. Çin’in bu uygulamaları, kendilerinin düşündükleri ve hedeflediği ‘İstikrar ve güvenliği sağlama’yı sağlamıyor, aksine durumun daha da kötüleşmesine yol açyor. Çin’in Uygur bölgesinde insanları sürekli tutuklamak, hapsetmek ve toplu olarak idama mahkum etmek gibi uygulamaları Müslüman Uygurların Çin’e karşı sert itirazlarına ve protestolarına yol açmakta ve onları tedrici olarak radikal yollara teşvik etmektedir. Bölgede oluşan son siyasi ve sosyal durum, Çin için büyük bir tehlike ve tehdittir. Uygur Müslümanlarının Çin’e olan itirazlarının güçlenmesine paralel olarak uluslararası toplumun, kamuoyunun ve insan hakları organlarının mazlum Uygurlara olan sempatisi ve desteği günden güne artmaktadır. Çin’in Uygurların ve uluslararası toplumun talep ve itirazlarını hiç dikkate almadan olaylara karşı aşırı güç kullanma uygulamalarına hız verdiği, bu durumun ise kendi iktidarları için tehlikeli bir durumun şekillenmekte olduğu açıkça görülmektedir. Uygurların dini inançları üzerindeki yasaklama ve baskılar bir nebze ve bir miktar azaltılsa tahmin ediyorum, Uygurların protesto ve itirazlarının şiddeti büyük oranda azalacaktır. Çin’in Uygur bölgesini ‘bir insan hakları cennetine dönüştürmesini’ beklemediğini, ancak, bu yönde atılacak küçük adımların dahi Çin yönetiminin işini daha da kolaylaştıracağını görebiliyorum.”

Yazar P. Potter ise Çin yönetimine bu çıkmazdan nasıl kurtulacağı hakkında şu önerilerde bulunuyor:

“Çin Hükümeti derhal ekonomik olarak Uygurların durumunu iyileştirici tedbirleri yürürlüğe koymalı, onlara istihdam oluşturmalı ve Uygur gençlerini işsizlikten bir an önce kurtarmalıdır. Uygur bölgesinde devlet hizmetlerinden Uygurlar da istifade ettirilmeli, bu hizmetler daha da arttırılmalıdır. Bölge Çin anayasası, yasaları ve özerk bölge yasalarına göre yönetilmeli ve hukuk esas alınmalıdır. Uygurlara kendi dil ve kültürlerine uygun eğitim ve öğretim hakları yeniden tanınmalıdır. Uygur siyasi aktivistlerine adli sistemde normlara uygun, tarafsız ve adil yararlanma ve yargılanma hakkı verilmelidir. Bölgedeki Devlet Organları için Uygurlardaki “Uygurları bastırmak için kurulmuş bir aparat, organ” anlayışı yeni iyileştirmelerle, bir an önce kafalardan silinmelidir. Bölgeye yatırım yapılırken, sırf etnik göçmen Çinliler değil, bölgenin tarihi sakini Uygurların de bu yatırımlardan ve devlet yardımlarından yararlanmaları sağlanmalıdır. ”

Londra merkezli “Muhafazakar” gazetesinde yazar Johann Keymann konu ile ilgili görüşlerini şöyle ifade ediyor:

“Çin Hükümeti Uygur problemini kökünden halletmeden hiçbir zaman istikrara kavuşamaz. Müslüman Uygurların gerçekleştirdikleri bütün bu şiddet eylemlerinin esas sebebi, onlara yapılan ve reva görülen dini ve milli değerlerine saygısızlık, konulan engel ve yasaklamalar, etnik aşağılama, ekonomik ayırımcılık ve dışlama ve benzeri politikalardır. Çin’in bu politikalarını iyileştirmeden ve düzeltmeden Uygur problemini çözmesi mümkün değildir.”

Yazar Keymann yazısının son bölümünde Hayfa Üniversitesi öğretim üyesi ve Doğu Türkistan uzmanı Prof. Yitzak Schorr’un şu görüşlerine yer veriyor:

“Doğu Türkistan’da bu eylemleri gerçekleştiren Uygur Fedailer, bu eylemleri tasarlayıp yaparken, kendilerinin güç dengesi bakımından çok zayıf olduklarını, mağlup olacaklarını ve öldürüleceklerini bilerek ve göze alarak yapmışlardır. Onların düşüncelerinin sonucu olan bu olay, onlar için başka hiç bir seçenek ve çıkış yolu kalmadığının çok açık bir ifadesidir. Onlar, çaresiz bir duruma itilmişlerdir. Bu Fedailerin vatanları, kutsal değerleri uğrunda canlarından başka ortaya koyabilecekleri hiç bir şeyleri kalmamıştır.”

Yazının sonunda konunun uzmanı birkaç kişinin de yorumlarına yer veriliyor. Uzmanların bu konudaki ortak görüşü; “Bölgede meydana gelen olaylar nitelik ve karakter itibari ile Çin yönetiminin bölgede yürüttüğü milliyetler politikasının sonucudur. Müslüman Uygur Halkı bu uygulamalara karşı itirazlarını bu tür kişisel şiddet eylemleri ile çaresizce ortaya koymaktadır” yönündedir.

Hamit Göktürk/ Dünya Bülteni

 

x

Check Also

İngiltere parlamentosu Çin zulmüne resmen ‘soykırım’ olarak kabul etti

İngiltere parlamentosu Çin zulmüne resmen ‘soykırım’ olarak kabul etti İngiltere parlamentosu 22 Nisan, perşembe günü oy birliğiyle Doğu Türkistan’da soykırım yapıldığını kabul etti ve açıklama yapıldı. İngiltere Milletvekillerinin oylama konuşmalarında 2022 Pekin Kış Olimpiyatlarının boykot ...

Türk Mahkemesi, Çin’in Abdulkadir Yapçan’ın iade talebini reddetti

Türk mahkemesi, Çin'in Abdukadir Yapcan'ın iade talebini reddetti Türk Adaleti Tecelli etti, Çin düzmece iftiralarla iadesini talep ettiği Doğu Türkistan davasının Yılmaz lideri ve kanaat önderi Abdulkadir YAPÇAN’in 8 Nisan 2021 tarihindeki duruşması hayırla sonuçlandı. ...

Yalanın Gölgesinde Soykırım: Doğu Türkistan konulu basın toplantısı gerçekleşti

Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri ve Çin yönetiminin propaganda faaliyetlerini cevap vermek amacıyla bir basın açıklaması gerçekleşti. basın toplantısında, Çin’in 2 Nisan’da gösterime giren “The War in The Shadows” filmiyle, Doğu Türkistan üzerinde propaganda ve ...

Sistematik soykırımın başlangıcı: Barın Katliamı

Çin’in Doğu Türkistan’ın Barın kasabasında gerçekleştirdiği katliamın üzerinden 31 yıl geçti.Eyüp Sultan Meydanı’nda düzenlenen basın açıklamasıyla 31 yıl önce yaşanan Barın Katliamı ile Doğu Türkistanlıların ortadan kaldırılması hedeflendi. Basın açıklamasını okuyan Uluslararası Doğu Türkistan Sivil ...

Barın Katliamın 31.yıl dönümünde Basın açıklaması

5 Nisan 1990 tarihinde Doğu Türkistan’ın kadim şehri Kaşgar’a bağlı Aktuğ yöresinin BARIN kasabasında İşgalci Çin Rejimi tarafından gerçekleştirilen Katliamı, Barın şehitlerini ve Barın Direnişini anmak ve Doğu Türkistan’da devam eden ve gün geçtikçe artan ...

İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu Dernek Başkanımızı evinde ziyaret

İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman SOYLU ve beraberinde Cumhurbaşkanı Başdanışmanları Sayın Ahmet Selim KÖROĞLU, sayın Ayhan OĞAN, Zeytinburnu Kaymakamımız ve Zeytinburnu İlçe Emniyet Müdürümüz Dernek Başkanımız Hidayet Oğuzhan’ı İstanbul’da evine teşrif ederek şereflendirdiler. bu nezaket ziyaretinden ...

STK’lardan Doğu Türkistan çağrısı: Şaka değil soykırım!

34 ülkeden 200’den fazla STK, Doğu Türkistan’da yaşanan Çin zulmüne dikkat çekti, toplama kamplarının kapatılması için çağrı yapıldı. Doğu Türkistan’da yaşanan zulümleri tüm dünyaya duyurmak amacıyla kurulan Doğu Türkistan Platformu, başta İstanbul olmak üzere tüm ...

Şaka değil Soykırım Doğu Türkistan basın açıklaması gerçekleşti

Bugün yanı 1 Nisan Cuma günü Beyazit meydanında İHH İnsani Yardım vakfının öncülüğünde Doğu Türkistan Platformu çatısı altında başta Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği olmak üzere 200’ü aşkın STK’ların desteği ile 1 Nisan Şaka gününe ...

Şaka Değil soykırım Doğu Türkistan Basın bildirisi

Şaka Değil soykırım Doğu Türkistan Basın bildirisi