2030: ABD Hegemonyasının Çöküşü ve Çin

Dr-erkin-ekrem 2030: ABD Hegemonyasının Çöküşü ve Çin2030: ABD Hegemonyasının Çöküşü ve Çin

ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin (National Intelligence Council, NIC) yeni Başkan için hazırladığı dünyanın geleceğine ilişkin “Küresel Eğilimler 2030: Alternatif Dünyalar” (Global Trends 2030: Alternative Worlds) adlı raporu yayımlandı. Bu rapor, ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin “Global Trends 2010: How Our Assessments Have Changed”, “Global Trends 2015: A Dialogue about the Future with Nongovernment Experts”,“Global Trends 2020: Mapping the Global Future” ve “Global Trends 2025: A Transformed World” raporlarından sonra yeni bir öngörü çalışmasıdır. 4 yılda bir hazırlanan bu çalışmaların başlıklarından da anlaşıldığı gibi, ABD’nin kendi hegemonya gücünün geleceğine duyduğu endişelerini anlamak mümkündür.
“Küresel Eğilimler 2030: Alternatif Dünyalar” raporu, seçilen Başkan’ın orta ve uzun vadeli stratejik planının geliştirilmesi için hazırlanmaktadır. 16 istihbarat teşkilatı tarafından hazırlanan raporda, gelecekte 20 yıl sonrası dünyanın gidişatı için önemli öngörülerde bulunmaktadır. En çok dikkat çeken görüş ise, ABD’nin 1945 yılından buyana oluşturduğu hegemonyası 2030 yılına doğru sona erebilecek olmasıdır. Dünyanın güç merkezinin Batı’dan Asya’ya kaymasıyla başta ekonomi olmak üzere siyasî ve güvenlik alanındaki etkileri de Asya’da cereyan edecektir. Bu tespitler yeni bir görüş olmaması ile birlikte ABD’nin önemli istihbarat ve stratejik araştırma kuruluşları tarafından kabul edilmiş olması açısından önemlidir. Neticede Amerikan Barışı (Pax Americana) altındaki güç dengeleri değişecek ve Çin ve Hindistan başta olmak üzere Meksika, Endonezya, Türkiye, Vietnam ve İran gibi ülkeler de bundan sonraki dünya güç dengelerinin oluşturulmasında önemli etkileri olacaktır.
Son yıllarda ABD’nin küresel hegemonya gücünün nispeten gerilemesi ve Çin gibi yeni güçlerin yükselmesi sürecinin başlaması ile birlikte geleceğe yönelik öngörüler üzerinde çalışmalar da çoğalmıştır. Atlantic Council’in 10 Aralık 2012’de yayımlanan “Envisioning 2030: US Strategy for a Post-Western World” raporu, Dünya Bankası’nın 27 Şubat 2012’de yayımlandığı “China 2030: Building a Modern, Harmonious, and Creative High-Income Society” raporu ve The European Union Institute for Security Studies (EUISS) tarafından 27 Nisan 2012’de yayımlanan “Global Trends 2030: Citizens in an Interconnected and Polycentric World”raporu bulunmaktadır. Bunun yanı sıra 2030 yılına doğru Peterson Institute for International Economics kuruluşunun uzmanı Arvind Subramanian’ın Eclipse: Living in the Shadow of China’s Economic Dominance adlı eseri, Ian Morris’in Why the West Rules-for Now: The Patterns of History, and What They Reveal About the Future çalışması ve Rusya Bilimler Akademisi Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü uzmanı Alexander A. Dynkin’in “Strategic Global Outlook 2030” raporu da aynı mahiyeti taşımaktadır. Bu tür çalışmalar sadece ABD’nin hegemonya gücünün gerileyeceği ve Çin’in de yükseleceği teması dışında yükselen Çin’in Batı’ya karşı meydan okuması da işlenmektedir. Konu ile ilgili Frank Sieren’in Der China-Code: Wie das boomende Reich der Mitte Deutschland verändert(2005), Martin Jacques’in When China Rules The World: The End of the Western World and the Birth of a New Global Order(2009), Erik Izraelewicz’in Quand la Chine change le monde (2005) ve John Naisbitt ve Doris Naisbitt’in China’s Megatrends: The 8 Pillars of a New Society (2010) çalışmaları rağbet görmektedir. ABD’nin çöküşü ile ilgili dış etkenleri esas alan Charles Kupchan’in The End of the American Era: U.S. Foreign Policy and the Geopolitics of the Twenty first Century (2002) ve iç sorunları esas alan David S. Mason’in The End of the American Century (2008) adlı eserleri de önemli çalışmalardır.
ABD’nin küresel hegemonyasının çöküşü tezi birçok ülkeyi ilgilendirdiği gibi yeni yükselen Çin’in de geleceğini etkilemektedir. Mayıs 2012’de, ABD ve Çin uzmanları Şanghay’da düzenlenen bir sempozyumda, 2030 yılına doğru dünya güç merkezi ve güç dengeleri üzerinde görüşlerini paylaşmışlardır. Bu sempozyumda uluslararası güç merkezinin dağılması ve küresel liderliğe karşı zorlukları, dönüşüm sürecinde küresel yönetişim konusunda güç merkezinin parçalanması ve güçler arası entegrasyon meseleleri tartışılmıştır.[1]
ABD’nin 1945 yılından beri oluşturduğu uluslararası ekonomik ve siyasal sistemden ve düzeninden en çok istifade eden Çin’in, 30 yıl içinde dünyanın en büyük ikinci ekonomik gücü haline geldiği ve ekonomik güce dayanan askerî modernizasyonu da kayda değer neticeler almıştır. Ekonomi ve askerî gücünü arttıran Çin’in artık siyasal ve güvenlik alanında da güç kazandığı gibi küresel etkisi olan büyük bir bölgesel güce sahiptir. Çin, artık mevcut uluslararası sistemden ve düzenden rahatsızlık duymakta olduğu ve kendi ulusal çıkarları için uluslararası sistemde daha fazla söz hakkı istemektedir. Bu gelişmeler doğal olarak mevcut uluslararası sistemi ve düzenin sahibi ve hegemonya gücünü kaybetmek kaygısını yaşayan ABD’nin dikkatini çekmektedir.
2030: ABD Hegemonyasının Çöküş Senaryosu
 
ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin 12 Aralık 2012’de yayımlanan Küresel Eğilimler 2030: Alternatif Dünyalar raporuna göre, 2030 yılına gelindiğinde ABD ve Çin gibi büyük ülkeler dâhil hiçbir ülke hegemonik güç olarak kalamayacak ve dünya kökten değişecektir. 1750 yılından bu yana Batı’nın tarihsel yükselişi tersine dönecek ve Asya tekrar küresel ekonomisindeki ağırlığını kazanacaktır. Asya, uluslararası ve ulusal düzeyde “demokratikleşmenin” yeni bir çağını yaratacaktır. Bununla birlikte, Avrupa, Japonya ve Rusya ekonomilerinin göreceli olarak yavaşlamaya devam etmesi muhtemeldir.[2] Yani ABD’nin hegemonyası sona erecek, son beş yüzyıllık Batı’nın yükselişi son bulacak ve Asya’nın uluslararasındaki önemi tekrar artacaktır.
Söz konusu raporda geleceğe yönelik bazı belirsiz etkenler de vardır:
1. Küresel ekonomik kriz yaşanabilir: Küresel ekonomik gelişmelerinin dengesizliği ve istikrarsızlığından dolayı krize girebilir. Dünya ekonomisi artık 2008 yılından önceki durumunu yakalayamaz. Dünya ekonomisi giderek Doğu ve Güney’e bağımlı kalacaktır. Kalkınmakta olan ülkeler, küresel ekonomik büyümenin %70’ini teşkil edecektir, Çin’in katkısı ise ABD’nin 1.5 katı olacaktır. 2025 yılına doğru Çin’in küresel ekonomik büyümesinin katkısı 1/3’ü oluşturacak ve günümüzdeki önemli ekonomileri geride bırakacaktır. Ancak, Çin’in de bazı sorunları vardır, bunlar ekonomik büyümesinin yavaşlaşması ve orta gelir tuzağına düşme ihtimali sayılabilir.
2. Yönetim boşluğu: Dünyanın hızlı değişimine karşı birçok ülke ve uluslararası kuruluşlar hızlı bir şekilde adapte mi olacak yoksa bu değişimin altında mı kalacak? Bugün mevcut BM, Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşlar değişen yeni ekonomik gerçekler ile uyum sağlayacaktır.
3. Potansiyel çatışmaların artması: Uluslararası sistemin değişmesiyle birlikte ülkeler arasındaki çatışma riski de artabilir. Özellikle Çin, Hindistan ve Rusya gibi ülkelerin değişime karşı algıları, kaynakların paylaşımı üzerinde çatışmaların artması ve savaş araçları kolayca elde etmesi devletler arasındaki çatışmaları meydana getirebilir. Ancak, büyük ülkelerin katılacağı dünya savaşı çıkmayacaktır. Çünkü büyük ülkeler küresel çaptaki bir savaşın kendi ekonomisi ve siyasal düzene zarar verebileceği düşüncesindedirler. Mevcut uluslararası sistemin savunucusu olan ABD’nin ne derecede güç kaybetmesi de önemlidir, zira düşüşte olan ABD’nin küresel güvenliğin sağlanması konusunda isteksiz veya yapamaz hale gelmesi özellikle Asya ve Ortadoğu’nun istikrarını ilgilendirmektedir. Bu nedenle ABD’nin durumu dünyanın istikrarını etkileyen kilit faktördür.
4. Geniş kapsamlı bölgesel istikrarsızlık: Ortadoğu ve Güney Asya çalkantıları daha geniş çapta istikrarsızlık yaratabilir. Bu bölgelerde sağlam bölgesel güvenlik mekanizması yoktur. Giderek kutuplaşan Asya da küresel tehdit yaratan bir faktördür. Bölgede gidererek yükselen Çin’in gücüne duyduğu korkular ve Çin milliyetçiliğinin yükselişi ihtimali ve neticede ABD’nin de bölgeye sürüklenme sorunları Asya’nın istikrarına zarar verebilecektir.
5. Yeni teknolojilerin etkisi: İnsanoğlu bilimsel ve teknolojik açılıma karşı uyum sağlayabilmesi ve bu gelişmeler sayesinde üretim verimliliğini artırması, küresel nüfus artışına çözüm bulması, kentleşme hızına ve iklim değişikliğinin yarattığı sorunlara karşı çare bulması da beklenen problemlerdir.
6. ABD’nin rolü: ABD’nin uluslararası rolünün gelecekteki 15-20 yıl içinde nasıl gelişeceği ve ABD’nin yeni ortaklıklarla uluslararası sistemi yeniden nasıl şekil vereceği konusunu kestirmek zordur. Büyük ihtimale ABD barışçı ortaklıkların arasında birinci konumu sağlayan bir ülkeye dönüşebilir. Sert ve yumuşak güçler (hard and soft power) açısından ABD hala çok geniş çapta avantajlara sahip olmasına rağmen, diğer ülkelerin hızlı yükselişiyle ABD’nin tek kutuplu dönemi (unipolar moment) sona erecektir, ABD’nin 1945 yılında başlayan uluslararası siyasette Amerikan egemenliği çağı yani Pax Americana hızlı bir şekilde düşüşe gidecektir. ABD’nin uluslararasındaki konumu da uluslararası kriz yönetiminde başarılı yardımı elde etmesine bağlıdır. Asya’da eğer 19 ve 20. yüzyılın başında olduğu tarihleri tekrar yaşayacaksa, bölgesel istikrarın sağlanması için ABD bir dengeleyici olarak davet edilebilir. ABD doları küresel rezerv para birimi olarak kalamadığı takdirde, ABD’nin küresel ekonomik ve siyasal gücü da büyük ölçüde baltalanabilir. 2030 yılına kadar yeni yükselen güçler mevcut ABD’nin konumuna geçmesi zordur, zira yeni yükselen güçler ABD’nin tesis ettiği mevcut uluslararası sistemden yararlanmakta ve siyasal düzeninin sağlamlaştırılması ve ekonomik kalkınmasının devam etmesinde mevcut sisteme ihtiyaç duymaktadır, bu nedenle yeni bir uluslararası sistemin oluşturulmasında isteksizlerdir. Üstelik yeni yükselen güçler henüz bir birlik kurarak mevcut uluslararası sistemi değiştirerek küresel çapta bir yapının oluşturulması eğiliminde değillerdir.[3]
Küresel Eğilimler 2030: Alternatif Dünyalar raporu, küresel etkisi olmayabilen ancak ihtimali olan etkenleri de ortaya koymuştur: ciddi bulaşıcı hastalıklar, daha hızlı iklim değişikliği, Euro bölgesi ya da AB’nin çöküşü, demokratikleşmiş veya çökmüş olan bir Çin, reformu başlatan bir İran, nükleer veya kitle imha silahlı savaşlar, siber saldırılar, güneş fırtınası ve ABD’nin dünyadan kopması gibi gelişmeler.
Söz konusu raporda yukarıdaki muhtemel 6 çeşit gelişme üzerinde geleceğe yönelik 4 çeşit senaryoyu geliştirmiştir.
1. Ateşi sönmüş motor: Bu en kötü senaryodur. ABD ve AB’nin ilgisinin ülke içine dönmesi ve küresel liderlik sağlama işi ile ilgilenmemesi, ülkeler arasındaki çatışma riskinin artması, küreselleşme süreci ve küresel ekonomik durgunluğa girmesi gibi sonuçları yaratabilir.
2. Kaynaşma (fusion). Bu en iyi senaryodur: ABD ile Çin çeşitli konularda işbirliği yapmak üzere daha geniş küresel işbirliğini ilerletebilir. Uluslararası çok taraflı kurumların reform süreciyle birlikte ve daha kapsayıcı bir yapıya kavuşur, gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin ekonomik büyümeleri hep birlikte devam eder.
3. Şişeden çıkan cin katsayısı (Gini Out-of-The-Bottle): Yani yurtiçi ve yurtdışı aşırı eşitsizlikler, ülkeler içindeki eşitsizlikler sosyal gerilimlerin artması, uluslararası alanda Avrupa ve ABD’nin kazançlı çıkması ve daha fazla ülkenin başarısız devletler haline gelmesi, büyük güçlerin farklı görüşlerinin çatışma olasılığını artırmamasıdır.
4. Devlet dışı bir dünya (Nonstate World): Yeni teknolojinin imkanı ve devlet dışı aktörlerin (sivil toplum örgütleri, çok uluslu şirketler, akademik kurumlar ve varlıklı kişiler v.s.) yükselişi ile küresel sorunlar karşısında sorumlulukları üstlenmesidir.[4]
Söz konusu raporda en çok Çin’in durumu göze çarpmaktadır. Raporun her bir bölümünde Çin’in adı geçmektedir: Çin’de orta sınıfın gelişimi, ekonomik büyüme trendi, kapsamlı ulusal gücü, demografik eğilimleri, kentleşme süreci,  kaynak tedariki, gıda tedariki ve komşu ülkeler ile olan ilişkileri gibi konuları kapsamaktadır.
Çin’i Hedef Alan ABD’nin Stratejik Kuşatması
 
Barack Obama, Ocak 2009’da iktidara geldikten sonra kurmaylarıyla ABD’nin dış politika önceliğini tartışmış ve Ortadoğu’nun istikrarı, ABD’nin çıkarları üzerindeki etkisi fazlası ile abartılmış, fakat Asya’nın öneminin ise gözardı edilmiş olarak tespit etmişlerdi. Şubat 2009’da ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un ilk dış gezisi geleneksel Avrupa müttefikleri değil, Japonya, Endonezya, Güney Kore ve Çin’i kapsamıştı. Clinton’un bu gezisi Washington’nun Asya Pasifik bölgesine verdiği önemin sinyalidir. Başkan Obama’nın Asya Pasifik ziyareti ise Kasım 2009’de gerçekleşmiştir. Japonya, Singapur, Çin ve Güney Kore ülkelerini kapsayan bu gezide Obama ABD’nin Asya’ya geri döndüğünü deklere etmiştir.[5] Obama daha sonraki Asya Pasifik gezisinde ABD’nin Asya’ya geri döndüğünü tekrarlamıştır.[6] Dışişleri Bakanı Clinton’un Kasım 2011’deki bir yazısında, 21. yüzyıl Amerika’nın Pasifik yüzyılı olacaktır ifadesi Washington’un Asya Pasifik’e yönelmesinin kararlı bir politika olduğunu göstermektedir.[7] Kasım 2011’de, Başkan Obama, Doğu Asya Zirvesi’ne iştirak etmekle Çin’e karşı bölgedeki liderliğini korumuştur.[8] Bu tarihten sonra ABD uzmanları ABD’nin Asya’ya geri dönüş politikasını stratejik kaydırma olarak tanımlamıştır.[9] Washington’un söz konusu politikasının tanımı Haziran 2012’de Savunma Bakanı Leon E. Panetta’nın Singapur’de düzenlenen XI. The Shangri-La Dialogue konferansındaki konuşmasıyla “yeniden dengeleme” (strategic rebalancing) olarak değişmiştir.[10] Savunma Bakanı Panetta’nın “The US Rebalance Towards The Asia-Pacific” başlıklı konuşmasında Washington’un Asya Pasifik’e yönelik yeniden stratejik dengeleme (strategic rebalancing) politikasını açıklamış ve 2020 yılına kadar ABD’nin silahlı kuvvetlerinin %60’ini Asya Pasifik’e kaydıracağını belirtmiştir.[11] Panetta’nın Eylül 2012’deki Çin ziyareti sırasında, ABD’nin Asya Pasifik’te sürdürdüğü yeniden dengeleme politikası Çin’e yönelik olmadığını tekrarlamıştır.[12] Buna rağmen Çin’i endişeye sokmuştu.[13] Başkan Obama’nın tekrar seçildikten sonra Kasım 2012’deki beşinci Asya ziyaretinde Asya’da yeniden dengeleme politikasını tekrarlamamıştır. ABD’nin bu politikası Çin tarafından kendisine yöneldiği kanaatini uyandırmıştır.[14]
Washington’un Asya Pasifik’e yönelme politikası ABD’nin savunma stratejisine de yansımıştır. 5 Ocak 2012’de Obama ABD’nin yeni askerî stratejisini ilan etmişti. ABD’nin Küresel Liderliğini Sürdürmek: 21. Yüzyıl Savunma Öncelikleri adlı raporu[15] üzerinde Başkan Obama da bir konuşma yapmıştı. Söz konusu rapor ve Başkan Obama’nın konuşmasında ABD’nin stratejik önceliği şu şekilde sıralanmaktadır:[16]
1. Washington’un stratejik ağırlığı Asya Pasifik bölgesine kaydırılmıştır. Bununla birlikte Avrupa’daki askerî varlığı azaltılmaktadır.
2. ABD Ortadoğu’daki çıkarlarını ve İsrail’in güvenliğini koruma gibi bazı geleneksel misyonunu korumaya devam edecektir.
3. ABD kuvvetlerinin sayısal ve bütçe konusunda azaltma yoluna gitmiş olmasına rağmen ileri askerî teknolojisiyle dünyanın en güçlü ordusu olmada kararlıdır.
4. ABD savunma stratejisi düşüncesi olarak daha önceki “aynı anda iki cephede savaşı başarma” planını değiştirmiş ve tek bir savaşı başarmanın yanında küçük çaptaki operasyonları başarmak olarak ortaya koymuştur.
5. ABD’nin çıkarlarına meydan okuyan güçlerle ve terörle mücadelesi devam edecektir.
ABD savunma stratejisi raporunda ABD’nin Çin ile olan stratejik ilişkileri anlatılmaktadır:
Barışın ve istikrarın temini sürdürülmesi, ticari faaliyetlerin ve ürünlerin serbest dolaşımı ve ABD etkinliğinin bu dinamik bölgede sağlanması askerî kapasite ve mevcudiyetinin devamında saklıdır. Uzun vadede ele alındığında, Çin’in bölgesel bir güç olarak ortaya çıkışının, ABD ekonomisi ve bizim güvenliğimize çeşitli şekillerle ve yollarla potansiyel etkileri olacaktır. Doğu Asya’da barışın ve istikrarın sürdürülmesi ve işbirliğine dayalı karşılıklı ilişkilerin inşası konularında iki ülkenin (ABD ve Çin) birbirine sıkı sıkıya bağlı ve güçlü temellere dayanan çıkarları vardır. Fakat, Çin’in askeri gücünde yaşanan büyüme, Çin’in stratejik niyetlerin daha açık bir biçimde tasvirine ihtiyaç duymaktadır; böylece bölgede doğacak sürtüşmelerin engellenmesini de mümkün kılacaktır. ABD, gerekli yatırımları yaparak bölgesel erişimin sağlanması ve anlaşmalarımıza dayanan yükümlülükler ve uluslararası hukuka bağlı kalınarak, serbestiye dayalı özgürce faaliyetlerini sürdürmeye devam edecektir. Müttefiklerimiz ve ortaklarımızla kurduğumuz ağlarımız yoluyla çalışarak; temel istikrarın teminini sağlayan, yeni güçlerin barışçıl yükselişini teşvik eden, ekonomik dinamizm ve yapıcı savunma işbirliğini özendiren bir kurallara (hukuka) duyarlı uluslararası düzenin devamını sağlamaya kararlıyız”.
Raporun ABD Kuvvetlerinin Temel Görevleri bölümünde Çin, İran ile birlikte anılmaktadır:
Çin ve İran gibi devletler asimetrik araçların kullanımını sürdürerek, güç projeksiyonu kapasitemize karşı çıkmaya devam edeceklerdir, bunu yaparken de karmaşık silah sistemleri ve teknolojilerinin devlet-dışı aktörlere yayılmasına yardımcı olmayı da sürdüreceklerdir. Bu nedenle ABD ordusu gereken yatırımları yaparak, girişimi engelleme (Anti-Access) ve bölgeye hapsetmede (Area Denial)(A2/AD) etkin bir şekilde faaliyetlerini sürdürmenin yollarını arayacaktır. Bu faaliyetler, Ortak Operasyonel Erişim Konsepti Kavramı’nın uygulanmasını da kapsayacak, deniz-altı faaliyet kapasitelerimizin geliştirilmesi sürdürülecek, radara yakalanmayan yeni bir hayalet avcı bombardıman uçağı geliştirilecek, füze savunma sistemleri geliştirilecek ve kritik öneme sahip uzay merkezli kapasitemizin esneklik ve etkinliğinin artırılması, geliştirilmesi bağlamındaki çabalarımızın devamı sağlanacaktır. [17]
Aslında ABD’nin Asya’ya yönelmesi ve stratejik açından Çin’i hedef alması söz konusu savunma raporundan önce başlamıştır.[18] Obama yönetiminin Asya’ya yönelik güvenlik stratejisi Çin’i derinden etkilemiştir.[19] Barack Obama’nın tekrar başkanlığa seçildikten sonra Çin’i hedef alan politikası daha da netleşmeye başlamıştır. Obama, 2009’da ABD-Çin ilişkilerini ortak ve “rakip” (competitor) olarak kullanmıştır. 2012’de aynı ifadeye kullanmış ve kullandığı “rakip” (adversary) kelimesi farklıydı: önceki “yarışan rakip” anlamındadır, sonraki ise “düşman”, “muhalif olan rakip” ve “karşı çıkan kimse” anlamındadır. Yani Obama yönetimi 4 yıl sonra yükselen Çin’e karşı algısı rakiplikten düşmanlığa yükselmiştir.[20]
ABD’nin Asya Pasifik bölgesinde ekonomi, güvenlik ve jeopolitik çıkarları koruyabilmek için diplomasi açısından bölge ülkeleri ile çok taraflı işbirliği mekanizmasını güçlendirmekle liderliğini sağlamaya çalışmaktadır; askerî ve güvenlik açısından bölgede deniz-hava ortak operasyonlar (Air Sea Battle) kapasitesini güçlendirmekte ve ABD’nin en ileri teknoloji ile domaltılmış silahları (zırhlı araç, füze, uçak) bölgede (Japonya, Güney Kore ve Guam adası) konuşlandırmaktadır. Bölgede geleneksel ikili güvenlik ittifakını (Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda) güçlendirmekte ve yeni askerî ortaklıklar (Tayland, Singapur, Vietnam, Filipinler) oluşturmaktadır; En ilgi çeken konu ise ABD’nin savaş gemilerinin %60’ını Asya Pasifik bölgesine kaydırmasıdır.[21] Çin hariç bölgedeki 22 ülke ile ikili, çok taraflı ve Pasifik çevresi askerî tatbikatları (Ria of the Pacific) düzenlemektedir; Ekonomik açıdan bölge ülkeleriyle Trans-Pasifik Ortaklık (TPP) anlaşmasını gerçekleştirmeye çalışmaktadır; değerler üzerinde ise bölge ülkeleriyle demokrasi ve insan haklarının daha da geliştirilmesi için çaba sarf etmektedir. Bu gelişmelerin sonucunda, ABD-Çin arasında bölgesel liderlik konumunun çatışması, ekonomi-ticaret anlaşmazlıkları, güvenlik ve değerler (insan hakları ve demokrasi) ile Tayvan, Tibet ve Doğu Türkistan gibi ayrılıkçı problemleri dâhil bir dizi sorunları da meydana getirmektedir. Nitekim, Çin ve ABD arasında yaşanan gerilimi Doğu Asya’da sıfır toplamlı bir oyuna dönüşmüş durumdadır. [22] ABD’nin Asya politikasının neticeli olması için daha fazla güç sarf etmesi ve daha fazla angajman olması gerekmektedir.[23] Eğer Asya Pasifik’te ABD-Çin arasında bir savaşın yaşanması her iki ülkenin ağır zarar görmesine yol açabilir, Çin son 30 yıllık kazanımını kaybedeceği gibi hâkimiyetinin çökmesine neden olur, ABD ise sadece hegemonya gücünü değil, büyük güç[24] statüsünü de yitirecektir. Bu bağlamda,  ABD’nin Çin’e yönelik bütün stratejik baskı çabaları herhalde Pekin’i kendisiyle işbirliği yapmasına zorlamaktadır, neticede ABD’nin 2030 yılına doğru ABD-Çin işbirliği ilişkilerini sağlamakla mevcut küresel konumunu devam ettirmektir.
ABD Hegemonyasının Çöküşü ve Çin
 
Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile 11 Eylül olayı arasında,  ABD’nin kendisinin küresel üstünlük konumundan yararlanarak bundan sonraki dünya sistemi ve düzenini biçimlendirecek büyük stratejisini üretememiştir. Terörizm ile savaşı esas alan tek taraflı dış politikası birçok müttefik ve potansiyel müttefiklerin ABD’den uzaklaşmasına neden olmuştur, Afganistan savaşı ile Irak savaşı ise, ABD’nin küresel hegemonyasını sarsmıştır. Bütün bu gelişmeler Çin dâhil bazı yükselmekte olan ülkelerin güç kazanmasına zaman tanımıştır. Neticede Washington mevcut konjonktürel gelişmelere yönelik stratejisini oluşturması ile sınırlandırılmış ve geleceğe yönelik daha ideal (güvenilir ve verimli) olan büyük stratejisini üretmekte yetersiz kalmıştır. [25]Bu nedenlerle ABD yaptığı hatanın bedelini ödemeye mahkûm olmuştur.
ABD, küresel hegemonyasının çökmesi ile ilgili tespit çalışmaları 30 yıldan beri devam etmektedir. ABD, askerî, ekonomi, kültürel, bilim ve teknoloji alanında hala dünyanın en ileri konumundadır. ABD, dünyanın en iyi üniversitelerine sahip olduğu gibi dünyanın en iyi bilim adamı, akademisyenlerini ve strateji uzmanlarını/stratejik düşünce kuruluşlarını barındırmaktadır. ABD, toplumun geçmişteki hata ve başarısızlıkları üzerinde muhasebe yapabildiği gibi kendini revize edebilme bünyesine de sahiptir. Küresel Eğilimler 2030 raporu da aslında böyle bir özelliğin ürünüdür. ABD’nin yükseliş sürecinde oluşan bu özellikleri ABD’nin bir avantajı olarak tarihteki hiçbir süper güç buna tam sahip olamamıştır. Bu avantaja sahip olduğu sürece ABD kendi hegemonya gücünü kaybettiği takdirde yine başat bir güç olarak uluslararası siyasî ve ekonomi alanında etkisini gösterecektir. ABD’nin asıl endişe duyması gereken iç sorunu olmalıdır.
Bugüne kadar uzmanlar küresel ve bölgesel çatışmaları demokratik olmayan ülkeler ile demokratik ülkeler arasında,[26]ulus-devlet ve uluslararası sistem arasında,[27] küresel önemli medeniyetler arasında,[28] refahlı Kuzey ile istikrarsız Güney arasında[29] ve küresel dijital ekonomi kurallarına uyan ile bu kurallara karşı çıkan ülkeler arasında[30] yaşanacağı görüşlerini ortaya koymuştu. ABD-Çin arasındaki hem rakip (düşman) hem ortak gibi karmaşık ilişkileri olan çatışmayı hangi kategoride oturtulması konusunda zorluklar vardır
Ancak bir gerçek var ki, yükselmekte olan Çin, ABD’nin kurduğu uluslararası sistem ve bu sisteme bağlı düzeni değiştirebilir. Çin’in söz konusu sistem ve düzene yönelik tamamlayıcı, revizyon ve meydan okuma yöntemlerinden hangisini kullanacağı henüz net değildir. ABD’nin Asya Pasifik’te Çin’i stratejik kuşatma politikasına göre Washington’un nezdinde Çin, bir meydan okuyucu ülkedir. Bu tespitten kaynaklanan düşünce ise tarihsel olgulardır. Son 500 yılda yeni yükselen güçler mevcut başat güce meydan okumuş ve kanlı bir şekilde sonuçlanmıştır. Neticede çoğu zaman güç transferi (transfer of power /power shift) yapılmıştır. Ancak, 1775–1783 yılları arasındaki Amerikan Bağımsızlık Savaşı ve 1812-1815 yılları arasındaki Amerikan-Britanya savaşları sayılmadığı takdirde sadece Britanya hegemonyasının ABD’ye devredilmesi örneği kansız olarak bittiği tespit edilmektedir. Bu son örneğin mevcut olmasına rağmen Washington işini herhalde şansa bırakmak istemeyecektir.
Bunun bir örneği ise, yükselen Almanya’nın Britanya’nın hegemonyasına gösterdiği tahribattır. Almanya’nın 1871 yılındaki birleşmesi ve devamında ekonomisinin olağanüstü büyümesi, askerî gücün artması ve büyük siyasî emellerin sağlam yükselişi onu İngiltere’ye karşı büyük bir rakip yapmıştır. Britanya Başbakanı 9 Şubat 1871 tarihinde sarf ettiği endişeli sözlerinden anlaşıldığı gibi, birleşmiş Almanya, Avrupa güç dengesini geri dönüşü olmayan bir tahribata uğratmıştır, sonsuza dek İngiltere’nin büyük stratejisinin temelini sarsan sonucu yaratmış ve İngiltere’nin küresel liderlik konumunun yıkılması kaçınılmaz olmuştur.[31]
Çin, öteden beri ABD’nin oluşturduğu uluslararası ekonomi ve siyasî sistemine karşı çok kutuplu dünya düzeni tezini ortaya koymuş ve bazı ülkeler (Rusya, Fransa) ile BRICS çerçevede karşıt cephe oluşturmaya çalışmıştır. ABD’nin küresel gücünü kaybetmesinin sonucunda çok kutuplu (ya da kutupsuz) dünya düzeni gelebilir, ancak Çin’in 19. yüzyılın Avrupa’sı veya Çin’in Savaşan Ülkeler dönemine (M.Ö. 476-221) benzer çok kutuplu güç merkezi olan duruma karşı ne derece hazırlıkta olduğunu söylemek güçtür. Garip olan şu ki, Çin, ABD’nin oluşturduğu uluslararası siyasal sisteminin ürünü olan BM’nin konumunu korumaya çalışırken, ABD’nin oluşturduğu uluslararası ekonomik sisteminin ürünü olan Dünya Bankası ve IMF’ye karşı çıkmaktadır. ABD’nin hegemonyasının çökmesi mutlaka çok kutuplu bir dünya düzenini getirmeyebilir, belki bilinmeyen bir tarihsel akışı ile yeni güç dengesi ve oyun kuralını yaratabilir. Fakat Çin’in bu gelişmelere hazır olup olmadığı da bilinmemektedir. ABD ve Batı’nın üstünlüğü, jeopolitik baskısı ve siyasal ile toplumsal değerleri yaymanın neticesinde Çin-Rusya arasında stratejik işbirliği ortaklık ilişkilerini tesis etmişti. ABD hegemonyasının sona ermesi ile Çin-Rusya ilişkileri nasıl bir çizgiyi takip edebilir? Benzer durum Çin-Hindistan, Çin-Japonya, Çin-Birleşik Kore, Çin-AB, Çin-ABD arasında da yaşanabilir. Bölgesel olarak Çin-Orta Asya, Çin-Güneydoğu Asya, Çin-Ortadoğu ve Çin-Afrika ilişkileri de yeni bir döneme girebilir. Çin, ABD ve bazı Batılı ülkelerin üstlendiği geleneksel olmayan güvenlik problemlerle (terörizm, silah kaçakçılık, insan kaçakçılık v.s.) ve küresel boyutu olan ayrılıkçı sorunlarla (Doğu Türkistan, Tibet, Tayvan) karşı karşıya kalabilir. Yükselen Çin’in ne derecede uluslararası sorumluluğunu üstlenip üstlenmemesi de Çin’in geleceğini ciddi etkileyen bir durumdur. Eğer Çin uluslararası sorumluluğunu üstlenmeden sadece kendi çıkarlarını koruma ve dolayısıyla diğer güçlerin menfaatine zarar vermeye başlarsa ABD, AB ve ABD’nin müttefikleri Çin’e karşı işbirliği içine girebilir. Küresel Eğilimler 2030raporun yazarlarında Mathew Burrows’in dediği gibi Çin’in Asya’daki politikası kendisine düşman kazandırmaktadır ve bölge ülkelerinin ABD’yi desteklemesine yol açmaktadır.[32]
Çin’in ekonomik ve ticaret alanında kısa bir süre sonra ABD’yi aşacağı malumdur. Hatta IMF’nin tahminine göre, Çin ekonomisi 2016’da ABD’yi geçerek dünyanın en büyük ekonomik gücü olacaktır.[33] Ancak, Çin’in her konuda ABD’yi geride bırakacağı anlamına gelmemektedir. Yine tahminlere göre Hindistan da 2030 yılına doğru Çin’e yetişecektir.[34] Yani, Çin, ekonomik ve ticaret alanında devamlı birinci sırada olmayabilir. Çin büyük güç (great power) olabilir, ancak ABD’nin yerine geçerek hegemonik güç olması için sadece ekonomik gücü ve yeterli teknoloji ile donatılmış silah güçleri yetersiz kalmaktadır. Çin’in ABD’nin yarattığı avantaj, yani bilim, teknoloji, bilim adamları, küresel askerî gücü, demokrasi ve insan hakları değerleriyle birlikte dünyayı etkileyen Amerikan kültürü gibi özelliklere sahip olması gerekmektedir. Çin’in en büyük eksiği ise dünyayı etkileyebilecek yumuşak gücü (soft power) olmamasıdır. Çin’in şu anda dünya çapında sürdürmekte olduğu Konfüçyanizm aslında feodal totalitarizmin yönetim ideolojisinden ibarettir. Bu da dünyanın 2/3’sinin demokrasileşmiş ülkelerin siyasal değerleri ve yönetim anlayışıyla uyumsuz kalmaktadır. Tarihte yükselen yeni güçler siyasal ve toplumsal reformlarla yeni düzeni getirmekle dinamizm kazanmıştır. Why Nations Fail kitabın yazarları Daron Acemoglu ve James A. Robinson, bir yönetimin başarılı olmasını devletin kurumsallaşmasına bağlamaktadır.[35]  Çin’in merkeziyetçi yönetiminin ekonomik kalkınmasıyla birlikte yönetimde yolsuzluk ve çürüklük fevkalade büyük sorun yaratmaktadır. Ekonomik kalkınması ile birlikte siyasal reform ve hukuk devleti adımları geride kaldığı için zenginler aslında yönetim sistemin adamı olmaktadır, yani sömürücü kuruma  (extractive institutions) sahiptir. Daron Acemoglu ve James A. Robinson’a göre kapsayıcı siyasal kurumlar ekonomik büyümesine sebep olurken, sömürücü siyasal kurumlar ise ekonomik gelişmesini engellemektedir.[36]
2030 yılı sonrası Çin’in ABD’den sonra bir hegemonya güç olması zordur.


[1] ABD Atlantik Konseyi, ABD Ulusal İstihbarat Konseyi, Stanford Üniversitesi, Denver Üniversitesi, Çin’in Fudan Üniversitesi, Şanghay Sosyal Bilimler Akademisi, Şanghay Jiaotong Üniversitesi, Tongji Üniversitesi, Huadong Normal Üniversitesi, Şanghay Yabancı Diller Üniversitesi, Pudong Reform ve Kalkınma Araştırmaları Enstitüsü ve Şanghay Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü gibi kuruluşların uzmanları 18 Mayıs 2012’de Şanghay kentinde “2030, Dönüşüm Sürecinde Küresel Yönetişim Uluslararası Sempozyumu” düzenlemiştir.???, <?2030: ????????????????>,«????» 2012??4?, ?128-133.
[2] The National Intelligence Council, Global Trends 2030: Alternative Worlds, 2012, p. iii, 16.
[3] The National Intelligence Council, Global Trends 2030: Alternative Worlds, 2012, p. vi-x.
[4] The National Intelligence Council, Global Trends 2030: Alternative Worlds, 2012, p. xii-xiv.
[5] Edward Luce, “President’s journey tells Pacific region ‘US is back’”, The Financial Times, November 12, 2009;
[6] “We’re back: America reaches a pivot point in Asia”, Economist, Nov 19th 2011.
[7] Hillary Clinton, “America’s Pacific Century”, Foreign Policy, November 2011,
[8] Jackie Calmes, “Obama’s Trip Emphasizes Role of Pacific Rim”, The New York Times, November 18, 2011; Jackie Calmes, “Obama and Asian Leaders Confront China’s Premier”, The New York Times, November 20, 2011
[9] Joseph Nye, “Obama’s Pacific Pivot”, Project Syndicate, December 6, 2011; Kenneth Lieberthal, “The American Pivot to Asia: Why President Obama’s turn to the East is easier said than done”, Foreign Policy, December 21, 2011; Ralph Cossa and Brad Glosserman, “Return to Asia: It’s Not (All) about China”, PacNet, No.7, CSIS Pacific Forum, CSIS, January 30, 2012; Richard C. Bush III, “The Response of China’s Neighbors to the U.S. ‘Pivot” to Asia’, Brookings Institution, January 31, 2012; Zbigniew Brzezinski, “Balancing the East, Upgrading the West: U.S. Grand Strategy in an Age of Upheaval, Foreign Affairs, Vol. 91, No. 1 (January/February 2012), pp.97-104.
[10] Mark E. Manyin et al., “The Pivot to the Pacific? The Obama Administration’s ‘Rebalancing’ Toward Asia”, in CRS Report for Congress, No. R42448, March 28, 2012.
[11] Jane Perlez, “Panetta Outlines New Weaponry for Pacific”, The New York Times, June 2, 2012, page A7.
[12] Thom Shanker and Ian Johnson, “In China, Panetta Says American Focus on Asia Is No Threat”, The New York Times, September 20, 2012, page A12.
[13] ???, <???????????>, «???????», 2012?06?04?? 01 ?; ???, <?????? ??????: ??????????????????>, «????», 2012?06?02?; ???, <????60%??????: ??????????????,????????????????>, «????», 2012?06?03?;
[14] ??, <??:??????????????????>, «????»??, 2012?12?20?; ???, <???????????????>, «??»????, 2012?11?26?.
[15] Leon Panetta, Sustaining US Global Leadership, Priorities for 21st Century Defense, Washington, DC: Department of Defense, January 2012.
[16] Erkin Ekrem, “Obama’nın Yeni Savunma Stratejisi ve Çin”, Stratejik Düşünce Enstitüsü Web Sayfası, 13 Ocak 2012, 10:42.
[17] Leon Panetta, Sustaining US Global Leadership, Priorities for 21st Century Defense, Washington, DC: Department of Defense, January 2012, pp. 4-5.
[18] Erkin Ekrem, “ABD’nin Asya’ya Dönüş Politikası ve Çin”, Stratejik Düşünce Dergisi, Yıl:2, Sayı: 14, Ocak 2011, ss.26-29.
[19] Erkin Ekrem, “Yükselen Çin’e Karşı: Obama Yönetiminin Güvenlik Stratejisi”, Stratejik Düşünce Dergisi, Yıl 3, Sayı 27 (Şubat 2012), ss. 71-79.
[20] Erkin Ekrem, ABD’nin Çin Politikası: Başkanlık Seçimleri Üzerinden Bir Değerlendirme, Stratejik Düşünce Dergisi, Yıl 3, Sayı 36 (Kasım 2012), ss. 40-45.
[21] Julian E. Barnes, “U.S. Plans Naval Shift Toward Asia”, The Wall Street Journal, 2 June 2012; Adam Entous and Julian Barnes, “U.S. Plans New Asia Missile Defenses”, The Wall Street Journal, August 23, 2012, 10:49 a.m. ET.
[22] Erkin Ekrem, ABD’nin Çin Politikası: Başkanlık Seçimleri Üzerinden Bir Değerlendirme, Stratejik Düşünce Dergisi, Yıl 3, Sayı 36 (Kasım 2012), ss. 40-45.
[23] Bruce Klingner and Dean Cheng, “U.S. Asian Policy: America’s Security Commitment to Asia Needs More Forces”,Backgrounder (The Heritage Foundation), No. 2715, August 7, 2012.
[24] Hegemonya ile Büyük Güç (Great Power) arasındaki farkı bakınız Kenneth Waltz,Theory of International Politics, Boston McGraw Hill, 1979, p. 131; Robert Gilpin, War and Change in World Politics, Cambridge: Cambridge. University Press, 1981, p. 29; John J. Mearsheimer,  The Tragedy of Great Power Politics, New York: W. W. Norton, 2001, p. 40.
[25] Charles Kupchan, The End of the American Era: U.S. Foreign Policy and the Geopolitics of the Twenty-first Century, New York: Alfred A. Knopf, 2002, pp. 11-12.
[26] Francis Fukuyama, The End of History and the Last Man, New York: Free Press, 1992.
[27] John Mearsheimer, “Back to the Future: Instability in Europe After the Cold War,” International Security, Vol. 15, No. 1, Summer 1990, pp. 5-56; John Mearsheimer, “Why We Will Soon Miss the Cold War,” Atlantic Monthly, Vol. 266, No. 2 (August 1990), pp. 35-50; John Mearsheimer, The Tragedy of Great Power Politics, New York: Norton, 2001.
[28] Samuel Huntington, The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order, New York: Simon & Schuster, 1996.
[29] Matthew Connelly and Paul Kennedy, “Must It Be the Rest Against the West?” Atlantic Monthly, Vol. 274, No. 6 (December 1994), pp.61-83; Robert Kaplan, The Coming Anarchy: Shattering the Dreams of the Post Cold War, New York: Random House, 2000.
[30] Thomas Friedman, The Lexus and the Olive Tree, New York: Farrar, Straus & Giroux, 1999.
[31] J. C. G. Rohl, From Bismarck to Hitler: The Problem of Continuity in German History, New York: Barnes & Noble, 1970, p. 23.
[32] Geoff Dyer, “Pax Americana ‘winding down’, says US report”, The Financial Times, December 10, 2012.
[33] Brett Arends, “IMF bombshell: Age of America nears end, Commentary: China’s economy will surpass the U.S. in 2016”,MarketWatch, April 25, 2011.
[34] Chidanand Rajghatta, “India to outpace China by 2030: US intelligence report”, Times of India, December 11, 2012.
[35] Daron Acemoglu and James A. Robinson, Why Nations Fail: The Origins of Power, Prosperity, and Poverty, New York: Crown Publishers, 2012:368-403.
[36] Daron Acemoglu and James A. Robinson, Why Nations Fail: The Origins of Power, Prosperity, and Poverty, 2012: 74-75, 77, 79, 83, 91, 95, 113, 124.
x

Check Also

Çin’de gözaltında kaybolan Uygur modelden mesaj ve görüntüler: ‘Sorgu odalarından çığlıklar geliyordu’

John SudworthBBC News Dev Çin internet giyim şirketi Taobao için modellik yapan Merdan Ghappar kameralara poz vermeye alışkın biri. Fakat ...

Çin, Doğu Türkistan’da ‘bağımsız insan hakları gözlemi’ teklifini reddetti

Çin’in Paris Büyükelçiliği, Uygur Özerk Bölgesi’nde bağımsız insan hakları gözlemine izin verilmeyeceğini bildirdi. Ankara Çin‘in resmi yayın kuruluşu Global Times’ın ...

‘Çin Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerini kısırlaştırıyor’

Çin hükümetinin ülkedeki Uygur nüfusunu azaltmak için kadınları kısırlaştırdığına ilişkin tanık ifadeleri ve raporlar her geçen gün daha ciddi ve ...

İSVEÇLİ ÜNLÜ ŞARKICI ZARA’DAN ÇİN’E DOĞU TÜRKİSTAN TEPKİSİ!

İsveçli ünlü şarkıcı Zara Larsson, Çin’in Doğu Türkistan’daki insanlık dışı politikalarına tepki olarak Çin menşeli teknoloji şirketi Huawei ile reklam anlaşmasını ...

DOĞU TÜRKİSTAN’DA 2000 ÇİNLİ EĞİTMEN İŞE ALINACAK

Milyonlarca Uygur Türkünün ceza kamplarında tutulduğu ve muazzam zihinsel ve fiziksel işkenceye maruz kaldıkları dünyada çapında büyük tartışmalara konu olurken, ...

Birleşik Krallık’taki 44 milletvekili, Uygur Türklerine otomatik mülteci statüsü verilmesi çağrısında bulundu

Milletvekilleri, İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği mektupta Çin’in Uygur Türklerine karşı soykırım uyguladığına yönelik kanıtların olduğuna dikkat çekti. Birleşik Krallık’taki 44 milletvekili, ...

Doğu Türkistan depremle sarsıldı

Çin işgali altındaki Doğu Türkistan Bölgesi’nde 4,8 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Çin Deprem Ağları Merkezi, merkez üssü, Turfan kentine bağlı Toksun ilçesi ...

Doğu Türkistan Heyeti İçişleri bakanı ziyaret etti

7 Ağustos 2020 perşenbe günü, aralarında Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği başkanı Hidayet OĞUZHAN’in da bulunduğu uluslararası Doğu Türkistan ...

Göç idaresi genel müdürlüğü ziyaret edildi

7 Ağustos 2020 perşenbe günü, aralarında Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği başkanı Hidayet OĞUZHAN’in da bulunduğu uluslararası Doğu Türkistan ...