Anasayfa » Makaleler » Çin nefreti onları savaşa götürdü

Çin nefreti onları savaşa götürdü

Çin nefreti onları savaşa götürdü

Çin nefreti Türkistanlıları Suriye savaşına dahil etti.

Kadim İpek Yolu’nun üstünde bulunan ünlü Türk şehri Kaşgar’ın pamuk tarlalarına karşı olan evde Ali ailesi ile birlikte yaşıyordu. Çin polisi Ali’nin evini bastığında bir ikindi vaktiydi. Doğu Türkistanlı bir çiftçi olan Ali ve korku içerisindeki ailesi, Çinliler evin altını üstüne getirirken sadece izleyebildiler. Sonunda Çinliler iki kitap buldu. Bir Kuran ve sorgulama ile nasıl başa çıkılır onu anlatan bir kitapçık…

Ali başının belada olduğunu biliyordu.

Ertesi gün akşam olduğunda, Ali bir ağaca bağlanmıştı ve Çinlilerin öldürüldüğü bir ayaklanmaya karıştığını zorla itiraf etmesi için kendisini sorgulayanlar tarafından dayakla işkence ediliyordu. Ali’nin suratında sigara söndürdüler. Zorla uyumasını engellediler. Sadece tuzlu su içirdiler. Temiz su verin diye rica ettiğinde, Ali’ye temiz su verdiler, ama kafasından aşağı dökerek.

SURİYE’YE ‘HİCRET’

Ali’nin seneler sonra hatırladığı, 2009’daki o kış gecesi, onu Suriye’nin kavurucu düzlüklerine kadar getirecekti. Ali burada, cihadı temsil eden siyah sancağın altında eline silah almış ve anavatanını işgal altında tutan Çinlilere yapacağı saldırıların hayallerini kurmak ile meşguldü.

2013 yılından bu yana, binlerce Uygur Türkü, Suriye’deki ‘din kardeşlerini’ savunmak adına Türkistan İslam Partisi savaşçıları ile birlikte eğitim alabilmek için buraya ‘hicret etti’. Bu grup muhaliflerin safında birçok operasyonda anahtar rol oynadı.

EN KARA KABUSUN BAŞLANGICI

Beşar Esed ve İranlı milisler bugünlerde, 6 yıllık bir sürecin ardından yavaş yavaş sonuna geldiğini düşündükleri savaş çerçevesinde Uygur Türkü Müslümanlara karşı da savaşıyor.

Ancak, Suriye’deki savaşın bitmesi Çin’in en kara kabuslarının başlangıcı olabilir.

Doğu Türkistan’da kalan ailesinin başına bir şey gelmesinden endişe eden Ali, sadece adını vermekle yetindi. Kendisine ulaşan AP ajansına konuşan Ali, “Buradaki amaçlarımızdan birisi de anavatanımızı kurtarmak için gerekli askeri eğitimi alabilmektir” diye sözlerine devam etti.

Uygurlar, Çinlilere karşı verdikleri on yıllardır devam eden bağımsızlık savaşı boyunca hedef aldığı polis ve Çin otoritesini temsil eden diğer unsurlardan yüzlercesini, hatta binlercesini öldürdü. Yurt dışında ise, geçtiğimiz yıl Ekim ayında Kırgızistan’daki Çin Büyükelçiliğine bombalı saldırı düzenlediler.2014 yılında ise Tayland’da Çinli turistlerin tapınmak için ziyaret ettikleri bir mabede saldırı düzenleyerek 25 kişiyi öldürdüler.

“İNTİKAMIMI ALACAĞIM”

Doğu Türkistan’dan kaçarak Suriye’ye gelen 9 Uygur ile AP’nin yaptığı uzun görüşmeler sonucunda anlaşıldı ki, Uygurlar cihat çağrısına kulak verip gelen diğer yabancı savaşçılardan biraz farklıydı. Selefi anlayışa eleştiriler yapsa dahi El Kaide ile omuz omuza cepheye koşan bir çiftçi, 5 vakit namaz kıldıktan sonra geceleri, yıkılmış bir Suriye mahallesinde, Siyonizm tarihi ile alakalı derslere katılan bir esnaf…

Bir de Ali, kısa boylu, nazik bir sesle konuşan, 30 yaşında, artık yaşanmayacak bir yer haline gelen Doğu Türkistan’da geride bıraktığı 10 dönüm arazisi dışında hayata dair pek fazla bilgisi olmayan, ilkokul mezunu bir adam.

Bağdaş kurmuş bir şekilde, kickboks salonu manzaralı, boş apartmanında otururken, aklına hiç alakası olmayan bir eyleme katıldığını itiraf etmesi için Çinlilerin kendisine döverek işkence ettiği o gece geldi.

Ali dedi ki; “İntikamımı alacağım”.

“GİDECEK HİÇBİR YERİM YOKTU… DIŞARISI HARİÇ”

Ali’nin ana babası, oğullarını nezaretten kurtardı ancak bunun için Çinlilere 10.000 yuan (1.500 USD) rüşvet vermeleri gerekti ki, bu para çiftçi bir aile için az bir miktar değildi.

Ali hapisten salınmasına rağmen yine de özgür değildi.

Sene 2009’du ve Doğu Türkistan’ın giriş çıkışları kapatılmıştı. Çin Devleti Türkistan halkı üzerine geniş çaplı müdahalelerde bulundu. Bir önceki yıl hızlandırılan takip programları iyice taciz derecesine yükseltildi. Olaylar ile hiçbir alakası olmayan binlerce sade vatandaş Uygur Türkü ve aralarında kanaat önderlerinin de bulunduğu toplum üzerinde etki sahibi hakim karşısına dahi çıkartılmadan senelerce çeşitli merkezlerde tutuklu olarak hapsedildi.

Ali yolda yürürken sürekli durduruldu ve nereye gidiyorsun diye sorguya çekildi. Otellere giriş için kayıt yaptıramadı, tren bileti alamadı veya bir pasaport temin edemedi.

“GİDECEK HİÇBİR YERİM YOKTU… DIŞARISI HARİÇ”

Baskı ve zulüm arttıkça, başlarda sadece küçük bir kısım Uygur’un memleketlerinden kaçmak zorunda olması olarak devam eden bir durum, en sonda kitlesel bir sürgüne dönüştü. Sürgünde hayatlarına devam eden Uygurlara göre, 2013 yılında, 10 bin Uygur Türkü Çin’in güneydoğudaki sınırlarından kaçtı. Suriye’de bulunduktan sonra Türkiye’ye dönen Uygurların hepsi AP’e verdikleri röportajda, silahlandıkları için Çinli makamlar tarafından zulme uğradıklarını anlattılar.

George Washington Üniversitesi’nde görevli, Uygur meseleleri üzerinde uzman olan Sean R. Roberts’a göre; “Elle tutulabilecek kadar büyük bir tehdit olmamasına rağmen, Çinli yetkililer seneler boyunca Uygurları militan olmakla suçladı. 2009’daki Çin operasyonları sonucunda ise her şey değişti, sonunda Çin bu yalan iddianın doğru olduğunu ispat etmek için, Uygurları çileden çıkartıp kışkırtmak adına iyice saldırganlaştı.”.

“KONUŞMAK HİÇBİR ŞEYİ ÇÖZMEYECEK”

Çin’den çıkmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazır olan Ali, kaçakçılara 100.000 yuan (15.000 USD) kadar para ödedi ve sırasıyla Laos, Kamboçya, Tayland ve son olarak da Malezya’ya ulaştı. Burada kendisine Türk seyahat kağıtları edindi.

Türkiye’ye vardığında, Ali’nin yolu İstanbul’a düştü, aylığı 300 dolara inşaatlarda ve elektrik işlerinde çalıştı. İki ay sonra, kardeşi onları Suriye’ye götürebilecek insanlarla tanıştığını söyledi. Suriye’de askeri eğitim alabilir ve bu eğitimi geride bırakmak zorunda kaldıkları anavatanlarını, ailelerini ve arkadaşlarını kurtarmak için kullanabilirlerdi.

“Çin hapishanelerinde işkence edilen akrabalarımızın intikamını alacağız”

Ali, Suriye’ye gittiklerinde sadece birkaç hafta kalacaklarını düşünerek, oraya gitmeyi kabul etti ancak Suriye’den çıkmaları 2,5 seneyi bulacaktı.

Geçen yıl Türkistan İslam Partisi tarafından yayınlanan bir videoda bir Uygur savaşçısı diyor ki:

“İnançlarından dolayı hapsedilenler nasıl özgür olabilirler? Böylesine bir aşağılamadan nasıl kurtarılabilirler? Konuşmak hiçbir şeyi çözmeyecek, ancak Allah için cihat çözecektir.”

UZAKLARDAKİ SAVAŞ

Uygurlar, Esed’in en önemli kalelerinden Lazkiye sınırındaki Cisr el-Şuğur’a vardıklarında Ali gibi kendi ailesi olanlar, 150 ailenin kaldığı, tuğladan yapılmış tek katlı evlerin bulunduğu yıkık bir mahalleye yerleşirler. Buraya varan bekar gençler ise daha geniş evlerde bir arada yaşıyorlar.

Erkekler üç ay süren askeri eğitim süresince, Sovyet AKM tüfeği, omuzdan atılan roketli el bombası silahları konularında uzman oldular. Bunun yanı sıra fiziksel idman ve doğada tek başına yaşama ve haritalandırma eğitimlerinden de geçtiler.

Eğitimin ilk gününde, kamp yetkilileri Amerikalılardan ele geçirilen M-16’ları ve Alman üretimi G3’leri gösterdiler. Ancak kursiyerlere kötü durumdaki AKM’ler ve ucuz Çin malı mühimmat verildi. 12-13 yaşlarındaki –genellikle öksüz ve yetim—çocuklar dini ve askeri eğitim almaları için ayrı bir kampa götürüldüler.

TÜRKİSTANLILARIN UYUMLU YAPISI

Middle East Forum’da çalışan ve Uygurlar dahil birçok cihadi grup ile röportajları olan İngiliz uyruklu Cevat el-Tamimi’ye göre, Uygurlar Suriye’de kontrolleri altındaki bölgeleri yumuşak bir dokunuşla yönetmesi ile bilinirler.

Yaşça daha büyük olan bir Uygur, akşam olunca gençlerle toplanır ve bu toplantılarda, tarih ve siyaset konularında münazara edilir. Bağımsız bir Doğu Türkistan için kafalarındaki planı ilginç bir yerden almışlar: İsrail ve Siyonist Hareket.

Ali diyor ki:

“Yahudilerin devletlerini nasıl kurduğunu inceledik. Bazıları silahla mücadele ederken bazıları da paralarıyla destek oldu. Böyle yapmak için biz sağlam bir temele sahip değiliz.”

“BURASI SİZİN VATANINIZ, BİZ BİZİM VATANIMIZI İSTİYORUZ”

Uygurlar arasında sadece birkaç tanesi Arapça konuşuyordu ve çoğu yerli halk ile etkileşimden uzak durmaya çalışıyordu. Bir aralar bazıları, Uygurların kontrolündeki bölgenin adının Türkistan’a yakın olarak “Suğuristan” olarak değiştirilmesini şaka ile karışık olarak dillendirmeye başladılar. Ancak tabi ki böyle bir şey olmadı.

Ali ve beraberindeki arkadaşları bu öneriyle kendilerine gelen Araplara, “Burası sizin vatanınız, biz bizim vatanımızı istiyoruz, sizinkine ihtiyacımız yoktur” diye cevap verdiklerini anlatıyor.

Ali gibi Rozi Mehmet de Çin zulmüne karşı mücadele eden halkına bu uğurda yardım etmek için bir şeyler yapmak istedi. Varlıklı bir çiftçi ailenin başı olan dedesi, Çin’in 1960’lardaki kültür devrimi adı altında başlattıkları asimilasyon sürecinde infaz edilmiş.

Mehmet, 3 sene önce, kadim sahra kasabası Hotan’dan ayrıldı ve Türkistan İslam Partisi eğitim kampına katılmak için Suriye’nin içlerine doğru yol aldı.

6 ay sonra da, zayıf yapılı sırtında roketi ile ön saflarda rejim güçlerine karşı saldıranlar arasına katılacaktı.

2015 yılında Suriye’deki iç savaş iyice kızıştığında Türkistan İslam Partisi savaşçıları Suriyeli muhaliflerin safında omuz omuza mücadele etti ve yüzlerce savaşçısı hayatını kaybetti.

SURİYE’DE UZAKTA AMA ÇİN İÇİN TEHDİT

Türkiye’de ikamet eden Uygur aktivist Seyit Tümtürk, Suriye’deki savaşçılarla sık sık konuşuyor. Kendisi Uygurlu savaşçıların şu anda yarı milis kuvvetler ve çevik kuvvetle dolu Doğu Türkistan’ı kurtarmasının mümkün olmadığını düşünüyor. Ancak Çin Başbakanı Xi Jinping’in bölgeyi demiryolları, limanlar ve diğer altyapı olanakları ile Çin’in geri kalanına entegre etmek için sahip olduğu hırslı planlar Pekin’in yurt dışında askeri olarak hedef olmasını kolay hale getirecek.

Çinli yetkililer ve Batılı analizciler, bir konuda hemfikirler, Uygurların Suriye’de elde edeceği tecrübeler, Çin dışındaki “yumuşak” hedeflere olan saldırıların sıklığını artıracaktır. Çin’in Dışişleri Bakanı’na göre Türkistan İslam Partisi bütün Orta Doğu için bir güvenlik tehdididir.

AP tarafından kendisine yöneltilen sorulara bir faks ile cevap veren bakan, yazılı açıklamasında şu kelimeleri kullandı; “Suriye ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu kardeşlerimizin bizimle birlikte çalışacağını, işbirliğini artıracağını, teröristlerin sınırlar arası yolculuklarını sona erdireceğini ve bölgesel istikrarı gözeteceğini umuyoruz.”

Bakan kendisine Uygur Türklerinin silahlanmasının ana nedenleri ile alakalı olarak sorulan sorulara cevap vermeyi reddetti ve sadece, Çin’in Doğu Türkistan’ın ekonomik gelişimine önem verdiğini, oradaki azınlıkların haklarını koruduğunu ve Uygurlara diğer azınlıklara nasıl davranılıyorsa öyle davranıldığını söylemekle yetindi.

TÜRKİYE’YE DÖNÜŞ VE BELİRSİZ GELECEK

Türkiye’ye dönmek isteyen birçok Uygur gibi Ali’nin de uygun bir yol bulması gerekliydi. Türkiye tarafından inşa edilen güvenlik duvarını ancak bir hafta yolculuktan sonra etrafından dolaşarak aşabildi. Kendisi şu anda İstanbul’a geri döndü ve süt satıcılığı yapıyor.

Türkiye’ye geri dönen Uygurların çoğu, İstanbul’da aylık kira parasını zar zor karşılayacak bir miktar olan 200-300$ kazanıyor ve Anadolu Türkçesini pek de iyi konuşamıyor. Birçoğu günlük olarak ayrımcılığa maruz kalıyor.

Öte yandan Pekin yönetiminin Türkiye’nin Doğu Türkistanlılar’a yönelik siyasetinden memnun olmadığı belirtiliyor. AP’ye konuşan Pekin’deki bir diplomatlar, bu yıl içerisinde Türk yetkililerinin eski bir TİP üst düzey yöneticisini kendi güvenliği için gözaltına aldığını, Çin istihbaratının bu kişiyi sorgulamasına izin verilmediğini ve bunun Çin Devletini derin bir şekilde mutsuz ettiğini farklı kaynaklardan aynı şekilde aktardılar. 

MepaNews

x

Check Also

Çin’de yok olan Türklük

Değerli ilim adamı Kürşat Yıldırım, “Bir Zamanlar Türk İdiler” adlı kitabında Çin kaynaklarına dayanarak Çin’e yerleşip asimile olmuş Türk kökenli ailelerin izini sürüyor. Google+

KUTADGOBİLİK VE ATABETULHEKAYIK BM.- UNESCO’NUN 2018 KUTLAMA LİSTESİNE ALINDI

KUTADGOBİLİK VE ATABETULHEKAYIK BM.- UNESCO’NUN 2018 KUTLAMA LİSTESİNE ALINDI Google+