Anasayfa » Basında Derneğimiz » Etrafı Duvarlarla Örülü Vatan: Doğu Türkistan

Etrafı Duvarlarla Örülü Vatan: Doğu Türkistan

Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Başkanı Hidayetullah Oğuzhan ile Doğu Türkistan üzerine söyleşi gerçekleştirdik.

Hâlihazırda Doğu Türkistan’da neler oluyor ve Çin zulmü devam ediyor mu?

Doğu Türkistan’da zulüm hiçbir zaman eksilmedi. Tam aksine azalacağına her gün yeni entrika ve yöntemlerle Doğu Türkistanlılara yönelik zulümler artıyor. Oradaki mazlum insanlar buna karşı pek fazla bir şey yapamıyorlar; biz kabul etmesek bile üçüncü sınıf “Çin vatandaşı” olarak görülüyorlar. Bu sebepten ötürü birçok haktan mahrum görünüyorlar.  Çin’in her yerinde bu böyle. Doğu Türkistan içerisinde bulunan bir Uygur, çalışabileceği bir iş bile bulamamaktadır. Mesela alenen televizyonlarda yahut yoldaki billbordlarda iş ilanları verildiği zaman özellikle “Çinliler tercih edilir” gibi ifadeler var. Bunun belgelerini insanlar internette paylaşabiliyorlar; kolayca bulunabilir. İnsanlar kötü bir vaziyette, rahat değiller, çalışabilecek bir işleri yok, Doğu Türkistan’daki bütün maddî zenginlikler; doğalgaz, altın, petrol her şey Çin’in himayesi altında. Çok az Uygur bundan ağızlarına bir parmak bal çalınırcasına pay alıyor.  Bu tabiî kaynaklar sahasında çalışan insanların da neredeyse tamamı Çin’den gelen insanlar. Çalıştırılan Uygur sayısı çok az. Bırakın insanların kendi tabiî kaynaklarından yararlanmasını, böyle yerlerde çalışmaktan bile mahrumlar… Bunu bir örnek olarak kaydedelim. Bir başka husus; Uygurlar seyahat özgürlüğü bağlamında baktığınız zaman da zor şeyler yaşıyorlar. Doğu Türkistan’daki insanlar bir Çin kimliği taşıyor. Orada seyahat Türkiye’deki gibi değil. Siz herhangi bir yerden başka bir yere, mesela İstanbul’dan Ankara’ya giderken hiç kimseye bir şey söylemenize gerek yoktur. Ama Çin’in iç kısımlarında bir şehirden başka bir şehre geçmek için ülke değiştirircesine bir süreç yaşıyorsunuz. Doğu Türkistanlılara bu tür uygulamalar var. Bir yerden başka bir yere gitmek için bir sürü başvuru ve izin işlemleri yapmanız gerekiyor.  Sırf kimliğinizde “Sincan” yazdığı için kalacak bir otel bile bulamazsınız.

Doğu Türkistanlılar her anlamda tamamen dışlanmış vaziyetteler, dersek doğru olur mu?

Evet. Dahası da var, seyahat ettiğiniz yerde herhangi bir mağaza yahut markete girdiğiniz zaman aşağılayıcı birçok üslupla karşılaşabiliyorsunuz; Çinliler megafonda, “burada Uygurlar var, kıymetli eşyalarınıza dikkat edin, güvenliğiniz açısından tedbirli olun” gibi anonslar yapıyor.  Bunların hiçbirisi abartılı değildir, bu çok uzun süredir var; 5-10 senedir olan bir şey değil ve hâlâ da devam ediyor. Doğu Türkistan’ın içerisinde bile acayip bir sistem mevcut. Soğanın dışının sürekli soyulması gibi, kat-kat. Doğu Türkistan’ın içerisinde “böyle bir siyaset var” diyemezsiniz. Standart bir şey yok. Her an her şey olabilir. Başkent Urumçi’ye gittiğiniz zaman başka, Kaşgar’a gittiğiniz zaman başka bir sıkıntı yaşıyorsunuz. Yani bir köyden başka bir köye, bir ilçeden başka bir ilçeye geçmek için bile geçiş kartına ihtiyacınız var. Şu anda bunun ortadan kaldırılmasına dair ciddi bir tepki var Çin’de. “Yeşilkart” diye güvenli bir kart var. Uygur sitelerinde internette bulunabilir. Bu kartı alabilmeniz için en az 22 devlet kurumundan onay almanız lazım; muhtarlık, ilçe memurluğu, istihbarat vs. Bunu alabilmek de ayrı bir sıkıntı. Bunları alabildiğiniz takdirde seyahat edebilirsiniz.

Ama bu kartı alabilmek için de kötü muamelelere maruz kalabilirler.

Kesinlikle öyle. İnsanlar her açıdan mağdur.  Sürekli değişik değişik operasyonlar adı altında insanları mağdur ediyorlar. Evlere baskın düzenliyorlar, sokakta denetim yapıyorlar,  mahremiyet de tanımıyorlar. Evinin odasına kadar girip, “kimliğine bakayım” diyorlar. Siz de kimliği “diğer odadan alıp getireyim” deyip odaya gidip geldiğinizde 3-5 dakika geç kaldığınız zaman bittiniz. Sizin kimliğinize bir tür işaret koyuyorlar ve seyahat esnasında bir teftişte kimliğinizi gördüklerinde size yapmadıklarını bırakmıyorlar. “Sorunlu” diye bir ifade geçiyor kimlik taramasında. Bu az yapılan bir şey değil, Doğu Türkistan’da yaygın bir şey. Çin öyle bir sistem kurdu ki, oradaki insanlar ölü gibi, kukla gibiler. Çin’e hayâsızlık, ahlaksızlık, eğlence için gidenler hiçbir sıkıntı yaşamazlar. “Ben Müslüman gibi yaşamayacağım, kendi medeniyetim ve kültürümden ayrılacağım” derseniz. “Çin’de yapılan zulüm beni ilgilendirmiyor” derseniz, sıkıntı yok; ye, iç, gez, toz, bağır, yat. Hiçbir mesele yok…

İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin torunu Komünist rejimin yeni ortaya çıktığı zamanları anlatıyor bir kitapta, “dedemin iki milyona yakın takipçisi vardı, Komünist rejim bana ‘seni bir meydana çıkaracağız, orada İslâmîyeti bıraktım diyeceksin’ dedi, eğer bunu yapsaydık, ‘birinci sınıf’ insan gibi yaşayacaktık” diyor.

Evet. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım aradı, “NTV’de şu anda Doğu Türkistan ile alâkalı bir program var” dedi. Açtım seyretmeye başladım. Türkiye’den bir ekip Kaşgar ve Urumçi’ye gitmiş ve belgesel yapmışlar.  Çok üzücü bir durum. Geçtiğimiz yaz sıkıntılı bir süreç yaşamıştık. Bizi algı operasyonu altında tuttular. Çin ve yandaşları birleşerek bizi ezdiler. Kaşgar’da 600 senelik bir cami var. Bu caminin imamı olmak demek, Çin’de bakan statüsünde olmak demektir. Bu imam Pekin’de parlamenter meclisin üyelerinden. Halkla alakası yok, korumasız gezmiyor; Uygurların “Komünist münafık” dediği insan tipi. NTV belgeselinde de bu adama mikrofon tutuyorlar, “burada dinî bir yasak uygulanıyor mu, Ramazan, oruç, namaz vesair sıkıntılar var mı?” diyorlar. Bu “imam” da “her şey yalan, Kur’an-ı Kerim’i öğreniyoruz, maşallah Ramazan’da eti ucuzlatıp, oruçlarımızı tutuyoruz” diyor. İnsanlar buna inanıyorlar. Film gibi… Sokaktaki insana sorsana sen bunu, soruna cevap dahi veremez, korkar sana hakikati söylemeye. İnsanlar bunu kamera ve mikrofonlara söyleyemez, korkarlar.  Ancak sana çok güvenirse biraz bahsedebilir. Diyanet tarzında da bir organı var rejimin. Biz buna Uygurca “kineş” diyoruz, istişare-politik anlamında. Bunun da amacı “dinî işleri yönetmek” olarak algılanıyor halkta. Bu “diyanet”in başkanının bir de sekreteri var; bu sekreter bütün “imam”ları toplar ve onlara ne yapması gerektiğini aşılar. Bir de diyorlar ki, “Urumçi-Türkiye arası 5 saatlik yol, isteyen gidip bakabilir neler yaşandığına. Kötü bir şey yaşanmıyor burada. Doğu Türkistan’da bir şey yok” diyorlar. Halbuki biraz önce ifade ettiklerimiz uygulanan zulmün yanında devede kulak kalır. Bazı hadiseler yaşanıp birkaç ay geçtikten sonra bile ancak haber alınabiliyor. Bazen Urumçi’de yaşanan bir şeyden bile Kaşgar’daki insanların haberi olmuyor.  Koca Urumçi katliamını da biz Kaşgar’dakilerden daha önce öğrendik. Öyle düşünün. Oradaki teknoloji, Türkiye’deki gibi işlemiyor. Gazete, internet, sosyal ağ her şey devletin kontrolünde, onlar ne söylerse o. Doğu Türkistan’ın durumu budur.

En başta Türkiye’de daha sonra da dünyada Doğu Türkistan meselesi biraz gündemin gerisinde kalıyor. Birkaç gün önce de Çin’de Uygurlu Müslümanları diri diri yakma hâdisesi yaşanmış. IŞİD Ürdünlü bir pilotu yaktığı zaman bile bütün dünya kamuoyunda gündeme oturuyor. Ama Doğu Türkistan’da Müslümanlar katledilince kimseden ses soluk çıkmıyor. Bunda belki bizim de eksikliğimiz olabilir. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Evet. İslâm dünyasında da çok acı şeyler yaşanıyor. Bizim Doğu Türkistanlılar olarak ırkçılık bazlı bir bakış açımız yok. O kadar işgal altında kalmamıza rağmen, ümmetten hiçbir zaman ayrılmadık. Filistin’de olan, Suriye’de olan her şeyden mustaribiz. Doğu Türkistan bunların hiçbirine kayıtsız kalmamıştır. Hatta Gazze, Somali ve Suriye’ye dişinden tırnağından artırıp yardım göndermişlerdir. Biz bile buna çok şaşırdık. Yardım kuruluşları bunları söylüyor. Bu hem şaşırtıcı hem de duygu verici bir şey. Şuur meselesi bu. Ama biz buna karşılık ümmetin aynı tavırda olmadığını görüyoruz. İslâm dünyasında, düşmanlarımızda olduğu gibi bir birliktelik yok ne yazık ki. Eğer öyle olsaydı birçok şeyi başarabilirdik. Suriye, Afganistan, Irak, Filistin’de yaşanan zulümlerin müsebbipleri nasıl bizim düşmanımızsa, Çin de öyledir. Biz buna inandık ve böyle bakıyoruz. Biz Mavi Marmara’da da bulunmuştuk. Ama maalesef İslâm dünyası Doğu Türkistan’a hassasiyetle yaklaşmıyor. Birçok İslâm bazlı gruplar yaşananlara konjonktürel bakıyorlar. Amerika ve İsrail bilinen bir cephedir.  Bizim “İslâmcı” dediğimiz hükümet başkanları dahi bir iş yapacaklarında, ilk iş olarak gidip Moskova’ya, Pekin’e danışıyorlar. Hal böyle olunca da bizim gazeteciler böyle şeylerden çok övgüyle bahsediyorlar. Ondan sonra da Doğu Türkistan’dan buna bir tepki geldiği zaman hemen algıya başlıyorlar  “işte bu Amerika’nın işi, bilmem neyin işi, bunları kışkırtıyorlar” diyorlar. Doğu Türkistanlıların yanında Allah’tan başka kimse yok. Allah bizim tek dayanağımızdır. Ancak İslâmî kardeşlik, insanlık ve hatta çıkar bazlı olarak hâdiseye baktığınızda bile yanımızda hiç kimse yok. Amerika’nın Çin’le sürtüşmeleri olacaktır, ama realist olmak lazım Çin’in yıkılması gibi bir durum yok. Ekonomiyi bilen insan bilir. Kimin ne zaman kiminle dost olacağını bilemezsiniz.  O zaman ben şöyle bir soru sorayım, Urumçi katliamını kim yaptı, halk mı? Bunların müsebbibi halk değildir, orada herhangi bir örgüt yok. Bizzat ezilen ve mağdur olan halktır. Halk bu meseleyi geniş geniş gündeme taşımaya çalışarak kendi davasına katkıda bulunmaya çalışmış olabilir. Ama bu davranış bizim davamızın yanlış olduğunu ispat etmez. Mesela, 2015’in Ocak ayından itibaren Ramazan da dahil, Doğu Türkistan’da insanların dinlerine musallat oldular. İnsanları sıkboğaz ettiler. Hatırlarsanız bütün dünya gündemine oturmuştu yaşananlar.  İnsanların bunu gündeme taşıması bizi çok sevindirdi. İnsanlar sokağa çıktı ve herkes gazetelerde haberlere bunları taşıdı. Daha sonra yine unutuldu. Bazı kuruluşlar da gidip yalandan belgeseller yaptılar, “Doğu Türkistan güzel, Doğu Türkistan’da zulüm yok” gibisinden. Belgesellerde oruç tutmayan adamlarla yalandan iftar yapıyorlar, sonra da “sorun yok, sofra güzel” diyorlar. Biz bunun ezikliği altında bile hala kendimizde değiliz, toparlanamadık. Bu hareketler bizim faaliyetlerimizi engelledi. Yapmamız gerekenleri yapamadık. Bizim şu anda sokaklara çıkmamızı gerektiren şeyler yaşandı ve biz dışarıya çıkamadık. Basın açıklaması, protesto ya da vb. herhangi bir şey yapamadık. Zaten Türkiye’nin de sıkıntıları belli. Çember Türkiye için de daralıyor, komşu ülkelerin hali belli. Biz de bu çerçevede içimize kapanmak durumunda kaldık.

Bu zulmü dünya gündemine getirmekte zorluk çekiyoruz. Çin şu anda kapalı bir sistem içerisinde yönetiliyor. Doğu Türkistan’a yönelik ayarladığı politika da oradaki Müslümanları dünyadan tecrit ettirmeye yönelik. İnsanlar Çin’in “kapalı kutu” olmasından dolayı Doğu Türkistan’da gerçekleşen saldırıları belgeleyip dışarı yansıtamıyor. Orada yaşanan bir hâdiseyi belgelemenin sonucunda bile ölebiliyorsunuz. Bırakın bir belgeyi herhangi bir sosyal ağda paylaşmayı, kendi şahsi telefonunuzda dahî dinî içerikli bir belgeyi tutamıyorsunuz. “Cumanız hayırlara vesile olsun” diye bir mesajı telefonunuzda gördüklerinde dahi “casus, toprak bütünlüğünü parçalamaya kalkışan şahıs” gibi kalıplarla insanlara yapmadıklarını bırakmıyorlar. Kimisi hapishaneye atılıyor, kimisi saldırıya uğrayıp günlerce nezarethanede kötü muamele görüyor. Doğu Türkistan’da iyileşme gibi bir şey söz konusu değil.

Türkiye’nin Doğu Türkistan meselesine bakışı nasıl?

Son birkaç yıldır Malezya ve Tayland yoluyla binlerce muhacir geldi Türkiye’ye. Çin’e iade edilmekten kurtularak insanların buraya gelmesi güzel bir şeydi. Bakanlıklarımız da bu konuya gerekli hassasiyeti gösterdi ve şefkat gösterdiler. Bunu kabul ediyoruz. Ama aynı şeyi Doğu Türkistan meselesinde söyleyemem. Tabiî Türkiye’nin kendi sıkıntıları da var, meseleler belli. Ama Türkiye’nin Çin’le olan durumu çerçevesinde mevzuyu değerlendirecek olursak, bir Doğu Türkistanlı olarak beklentimiz bu değil. Biz devletin birçok kurumuna gidip, Doğu Türkistan meselesini istişare etmeye çalıştık. Orada Çin ile olan ilişkilerinin daha çok gündemde olduğunu gördük. Biz bu noktayı da şöyle ifade ediyoruz, Çin’i iyi tanımıyorlar. Çin iyi tanınmadığı için meseleler bu noktada. Türkiye-Çin ilişkisini “biz çatışmayalım da, Türkiye Çin ilişkisi iyi olsun” diye değerlendiriyoruz. Biz de bu vesileyle Uygurlu kardeşlerimizin huzurunu alt taraftan sağlayalım diye düşünüyoruz.  Ama Çin bizim kadar samimi bakmıyor hâdiselere, “tamam oyaladık, zaman kazandık, Uygurlara yüklenin” perspektifinden bakıyor. Çinlilerin kurnazlıkla alakalı bir atasözü vardır. Kimisi bu atasözünü “ırkçılık” olarak adlandırsa da bence öyle değil. Çin yıllardır politikasında bu atasözünün hakkını veriyor. Çin o kurnazlığa sahip. Çin hiçbir zaman gücü olmasına rağmen direkt çatışmaz, kurnazlıkla her şeyi elde etmeye çalışır. Urumçi katliamı olduğunda “bu bir soykırımdır” diyen cumhurbaşkanına bile hiç kızmadı. Hatta Türkiye-Çin ilişkisi bu tepkiden sonra daha iyi yere geldi. Çünkü Çin kurnazca davrandı, “Uygurlar köprü olsun, dostluk kuralım” dediler. Biz o köprü kavramını sevmiyoruz. Hep eziliyorsunuz, arada köprü olup. Bunun mânâsı güzel gibi görünse de Çinliler bunu gerçek anlamda yapıyorlar. Bizim buradan elde ettiğimiz bir şey olmadı. Sayın cumhurbaşkanımız Ramazan’daki olaylardan sonra “Uygur meselesini konuşacağım” dedi. Çin de buradaki görüşmeler sonucunda “Türkler çok yumuşatıcı, taviz verdi” dedi. Çin buna rağmen “adamlar iyi davrandı, biz de Uygurlara yönelik hareketleri azaltalım” diye düşünmedi. “Madem bunlar yumuşak davrandı, biz daha da Uygurların üzerine gidebiliriz” dedi ve dediğini yaptı.  Çin’e elini verdiğiniz zaman kolunuzu kaptırıyorsunuz. Mesela, bir süre önce Çin’in uçak gemilerinin boğazdan geçmesi gerekiyordu, buna karşı Türkiye’ye vaatleri vardı. Uçak gemileri boğazdan geçti ve “Türkiye ile yoğun miktarda seyahatlerimiz gerçekleşecek, milyonlar gidip gelecek” dedi ve olmadı. Bunu herkes biliyor. Eğer Çin bir işe giriyorsa, her zaman daha fazlasını kazanıyordur. Doğu Türkistan bugün hiçbir ülkenin işine gelmiyor. Bizim bütün etrafımız soydaş ve dindaş kardeş ülkelerle çevrili. On ülkeye sınırımız var. Buna rağmen Doğu Türkistan’ın sınırları kalın duvarlarla örülü ve sesini duyan yok. Doğu Türkistan halkı çok mustariptir. 2014’ün Ramazan’ında da 3000 kişi katledildi, kimse inanmadı. Çin haber ajansının verdiği bilgileri esas olarak yaydılar. 2015’in Ramazan’ında da Fransız bir gazeteci, Yarkent’teki 3 bin kişinin katledildiğine dair bir rapor yayınladı. Daha sonra gazeteci sınır dışı edildi. 3 bin kişinin ölmesi ne demek?  Bırakın 3 bini, 30 kişi, 300 kişi ölünce bile insanın kanının donması lazım. Üzülerek söylüyorum, gündem de moda gibi ilerliyor. “Gündem Suriye diğerleri mühim değil” zihniyeti var. 2009’daki Doğu Türkistan katliamında da öyle oldu. İnsanlar pek yanaşmadılar mevzuyu gündeme getirmeye, baktılar çok ses getirdi, bunu ön plana taşımak zorunda kaldılar. Daha sonra herkes seferber oldu ve “Doğu Türkistan, Urumçi, kardeşlik” dedi.

Unutuldular…

Dediğiniz gibi oldu. Aradan 2-3 ay geçti, kimse kalmadı geriye. Neredeyse bütün ülkeler başkentlere bakarak hareket ediyorlar. Mesele de bu yüzden çözüm odaklı olmuyor. Tamam, siyasetçiler çıkar menfaat hesapları yapabilir, siyasettir, o onların işi. Ama biz ümmet, cemaat, cemiyet olarak, iman ve vicdanın öğrettiği şekilde tavır sergilemiyoruz. Bu ciddi bir eksikliktir.

Doğu Türkistanlı muhacirlerin Türkiye’deki statüsü ne durumda?

Belirsizlik içerisinde. İkamet işlerinde de yeni bir şey çıktı. Her iltica eden, sıkıntılı olan, ülkesine dönemeyen insanlar insanî ikamet alır; bu bir nevi mülteci olmaktır. Ama maalesef bu hususta çok sıkıntı yaşıyoruz. İstanbul’da bu şekilde mağdur olan 3 bin kişi kadar var. İnsanlar İstanbul’da ikamet alamıyor, ama Kayseri’de alabiliyorlar. Buradan da şunu anlıyorsunuz, “oraya gidin orada verelim”. Bizim insanımızın birçoğu Kayseri’ye gitti, ama yapamadılar. İstanbul’da kalmak istiyorlar. Bizim insanlar topluluk içerisinde daha iyi yaşayabiliyorlar. Mesela Kayseri’nin İstanbul’dan daha ucuz olmasına rağmen insanlar yaşayamıyor. Bir türlü yapamıyorlar. İstanbul’da 30 bini aşkın Uygur var. Mesela Zeytinburnu’na gidince her yer Uygur. İnsanlar İstanbul’u Kaşgar gibi görüyor. Bu da insanları bir nevi rahatlatıyor. Yine bir misal daha, bir kardeşimize karşılıksız Esenler’de ev kiraladık. Oradan Zeytinburnu’na geri geldi İnsanlar Zeytinburnu’nda olunca daha iyi oluyor iç içe. Bu sefer de çocukları ortada kalıyor, okula gidemiyorlar vesair. Şimdi de hastane sıkıntımız var. Suriyeliler şu anda bir Türk vatandaşından daha iyi halde hizmet alıyorlar. SSK gibi, gittiği yerde tedavi görebiliyor. Şu anda Doğu Türkistanlıların hastaneye girişleri yok. İkamet yok, ikamet olmayınca sistem de almıyor.

Doğu Türkistanlılara yönelik herhangi bir sahada hukukî bir çalışma var mı? Mesela eğitim, sağlık vesair…

Yok. Biz bunu da talep ettik. “Suriyeli milyonlara bu tolerans tanınmış, bizim binlerce kişi kime ağır gelir” dedik. Adamlar çalışamıyorlar, ikamet izinleri bari olsun, çocukları okul ve hastanelere gitsin dedik. Olmadı. Bu bir sıkıntı.

Siz Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği olarak ne gibi faaliyetler yapıyorsunuz?

Çalışma sahamız geniş ama imkânlarımız kısıtlı. Türkiye’deki muhacirlerin gelmeleri, gitmeleri, yerleştirmeleri, sosyal ve sağlık gibi birçok alanlarda çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Yardım kuruluşu olmamamıza rağmen bunlarla uğraşıyoruz. Doğu Türkistan davasını da dillendirmek adına elimizden geleni yapıyoruz; seminerler, röportajlar, televizyonlar, toplantılar, platformlar, üniversiteler vesaire. Bunları da yapabilmemiz için Doğu Türkistan meselesinin biraz gündemde olması lazım tabii. Ayrıca Türkiye’deki bazı kuruluşların şemsiyesi altında yurtdışında meseleyi gündeme getirmek adına da çalışmalarımız oluyor. Yani elimize geçen her fırsatta insanlara Doğu Türkistan’ı ve orada yaşananları aktarmaya çalışıyoruz. Öte yandan Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin evlatlarını yetiştirmede yardımcılıklar sağlıyoruz. En başta dinî, sonra millî kimliğimizi korumak adına çalışmalar yapıyoruz. Maarif cemiyeti, İslâmî görüşlü bir fikir cemiyetidir. Maarif cemiyetinin bu davanın hangi yöne gitmesi gerektiğiyle ilgili fikrî çalışmaları da var. Kadın, yaşlı, çocuk, genç demeden herkesle muhataplığımız, kamp faaliyetlerimiz var. Yurtdışında da bizimle aynı fikirde olan arkadaşlarımızla bağlantı içerisindeyiz. Onlarla da çalışmalarımız var; zaman zaman görüşüp davaya katkı sağlayabileceğimiz faaliyetler gerçekleştiriyoruz.

Doğu Türkistan meselesinin çözümüne dair neler yapılabilir?

Bazı şeyler var söylendiği zaman insanların kulakları kabul etmiyor. Hakikat her şeyi ortaya çıkaracaktır. Doğu Türkistanlılar, özgürce yaşamak, kendi iradesiyle din ve millî haklarımızı yaşamak istiyor. Ama bu dışarıdan şöyle algılanıyor, “Doğu Türkistanlılar Çin’in toprak bütünlüğü içerisinde yaşıyor, azınlıktır”. Hâdiseye böyle bakılınca da “Doğu Türkistanlılara birkaç hak verilsin, iş çözülsün” zihniyeti ortaya çıkıyor. Bir Doğu Türkistanlıya göre bu böyle değildir. Tamam birkaç hak verilebilir, bu iyi bir şeydir. Ama Hong Kong bile ayrı bir sistemle yönetildiği halde Çin’le sıkıntılı. Sürekli bağımsızlık hareketleri, iki senedir sokaklarda insanlar. En başta şunu iyi anlamak lazım; Doğu Türkistan Çin’in topraklarının bir parçası değildir! Yani Doğu Türkistan’ın meşruiyetini kabul etmediğiniz zaman siz de yoksunuz, Türkiye de yok. Türkistan coğrafyası diye bir şey var.Bildiğimiz Türkistan daha sonra Batı Türkistan ve Doğu Türkistan olarak anılmaya başlandı. Çin seddi niye Türkistan sınırlarını boydan boya kaplıyor? Doğu Türkistan zaten kendi kendini yönetmiş büyük bir medeniyettir. Son olarak 1949’da işgale girmiştir. Bu da savaşarak olmadı, komünist liderlerin Doğu Türkistan yönetimine zorla girmesiyle, bazı suikastlarla ciddi kanaat önderlerinin bertaraf edilmesi sonucunda böyle olmuştur. Komünist insanlar içeriye sızdılar ve bir anlaşma yaptılar. Daha sonra bu anlaşma sonrasında onları da öldürdüler. Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti 1933’de kurulmuştur. Daha sonra yine Çin-Rus işbirliği ile savaşlar oldu. Yine 1944’de Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti tekrar kurulmuş oldu. Yani Doğu Türkistan kendi varlığını eskilerden beri sürdürmüş ve yeni dünyaya ayak uydurmuştur. İslâmî cumhuriyet olarak en önde Doğu Türkistan gelir. Pakistan’ın kuruluşu bile 1947’dir. Bugün Filistin ümmet için ne mânâ ihtiva ediyorsa, Doğu Türkistan meselesi de öyledir. Filistin ilk kıblemiz olması hasebiyle hepimiz için ayrıcalıktır. Ama Müslüman bir parça olarak Doğu Türkistan da bizzat ümmetindir. Çin’e ait değildir. Biz Çin ile herhangi bir medeniyet, kültür, tarihte ortaklık paylaşmıyoruz. Doğu Türkistan’da nihaî çözüm; bağımsızlıktır!

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Kısıtlamalarla ilgili bir şeyler eklemek istiyorum. Önümüz Ramazan… Bazıları yine “zulüm var ama abartılıyor” diyor. Gerçeklik dışıdır. Türkiye’ye yansıyanlar çoğun azıdır. Bir yerde bir patlama olunca, o an hemen patlamayla ilgili resim bulunamadığı için, başka bir yerde gerçekleşen patlamanın resmini kullanabilir haber ajansları. İnsanlar aynı böyle şeyler paylaşabiliyorlar sosyal medyada. Bazıları cımbızla böyle hususları çekip, “zulüm abartılıyor” gibisinden konuşabiliyorlar. Bunun burada açıklığa kavuşması gerekir. Biz hiçbir zaman “Doğu Türkistan’da oruç tamamen yasak” demedik! Böyle bir ifade bulamazlar, medya bizi böyle çuvallamaya çalışıyor. Yine Doğu Türkistan’da insanlara mikrofon tutup “oruçlu musunuz” diye soru soruyorlar, “evet” cevabı alıyorlar. Yahu biz zaten bal gibi oruç tutuyoruz Doğu Türkistan’da. Ama insanlar bunun bedelini ödüyorlar. Oruç tutuyoruz tamam, peki teravihlerimizi istediğimiz şekilde kılabiliyor muyuz? Hayır… Sembolik birkaç camii var hükümetin. Kaşgar ve Urumçi’de sıkı denetim altında bunu yapabiliyoruz. Ama genel olarak bu da yasak… Camilerin önünde yazılar var, “18 yaş altı giremez, memurlar giremez, emekliler giremez, Komünist Parti üyeleri giremez, kadınlar giremez” kim girecek o zaman camiye? Biz “camiye gidiliyor, ama kısıtlamalar var” diyoruz. Ben diyorum ki, “bu mahalleden öbür mahalleye gidip namaz kılınamıyor”, bunun arkasındayım! Böyle bir şey var! Mesela ben burada Sultanahmet Camii’nde de namaz kılarım, buradaki semt camiinde de gidip kılarım… Bu Doğu Türkistan’da öyle değil. Bir mahalleden öbür mahalleye gidip kıl bakalım. Mahalle aralarında bile “güvenliği sağlamak” diye öyle bir sistem kurulmuş ki… İmam, müezzin, mahalle sakinleri herkes birbirini biliyor. “Kim geldi, ne amaçla geldi, nereye girdi, nereden çıktı, ne kadar vakit harcadı” hepsinden haberdarlar. Biz bundan bahsediyoruz. Bunları Ramazan’da uyguladılar. “Tamam Müslümanlara oruç var, ama çocuklarınız oruç tutmayacak” diyorlar. Okulda zorla su içirdiler, köyde tarlalarda insanlar bedavaya hükümete çalışıyor. Bunun günleri var. Ekmeğinizi bile vermiyorlar, belinize ekmek bağlayıp günlerce rejime çalışıyorsunuz. Bunlar modern çağda bir tek Doğu Türkistan’da var. Buna Uygurca “Haşar” deniyor. Haşarlar oruç tutamıyor. Mesela bir de “teşvik” diye bir şey var, sosyal-kültürel aktivite adı altında bira içme festivali yaptılar. Bizim bahsettiğimiz her şeyde eksik vardır, fazlalık yoktur. Doğu Türkistan’da lokantalar Türkiye’den daha iyi halde. Ramazan’da açmıyorlardı bile. Ramazan’da Türkiye’de adamlar sarık ve cübbe ile döner kesiyor; ama Doğu Türkistan’da insanlar ceza yemek pahasına da olsa dükkânlarını kapatıyorlar. Adam nedensiz bile dükkânını kapatabiliyorken, devlet buna karışabilir mi? Karışıyor… Lokanta ile gıda sektöründe olan her mağazada “en az beş çeşit sigara ve beş çeşit içki bulundurma şartı” diye bir şey çıktı. Bunu da kolay ve erişilebilir bir yere koyacakmışız. Bunlar yalan değil. İsteyene belgelerini gösterebilirim. Genelge olarak yazıları da var bunun. Ceza varmış, kapatma varmış… Biz bunları söylüyoruz. Biz bunu buradan da bir çağrı olarak ifade edelim, algı operasyonuna maruz kaldık. Eksik yok, fazlası var! Bazıları Urumçi hadisesini, Myanmar’daki bir resimle koymuş, resim yanlış, haber doğru. Doğu Türkistanlılar dayanacağı bir ağabey arayışında. 1870’lerde Kurulan Kaşgarya Devleti, Osmanlı’ya biat etmiştir… Yakup Han diye bir devlet başkanı, Çinlileri defetmiş bir şahsiyet… Cumhuriyet döneminde de gerekeni yapmış ama bir karşılık duymamış. İnsanlar şu anda bile Türkiye’ye bakıp, “bizi Türkiye kurtarır” düşüncesinde. Türkiye’den başbakan ve cumhurbaşkanı oraya gidince, “artık bizim kimliğimiz var” diye düşündüler. Doğu Türkistan’da “ben Türküm” diyebilmek bile zor, “Uygurluyum” dersen ayrı… Mesela, Türkiye’nin malları Doğu Türkistan’da 15 lira, Çin’in malları 1 lira. Doğu Türkistanlılar yine de o kötü şartlar altında, Türkiye’nin yiyecek ve giyeceklerini kullanıyorlar. Çin buna da el attı, bazı yerler kapatıldı bazı yerlere de baskınlar düzenlendi. Yolda billboardlar var, yasaklı kıyafetler diye; bütün İslâmî kıyafetler yasak. Bu ihlal değil mi? Bıyık, sakal ve hicaplı insanların hastaneye girmesi yasak…

İslâm’ı temsil eden her şeye zıtlar yani.

Evet. Bankaya da almıyorlar… İnsanların Urumçi’deki barlar, kafeleri örnek alarak “burada hayat güzel” demelerinden rahatsızız. Eğer yüreği olan varsa, teşkilat, cemaat, devlet vs. herkes Doğu Türkistan’a gitsin bakalım. Bir olay üzerinden çalışma yapsın, o zaman ne olacak görsünler. Doğu Türkistan’da 40 milyon Müslüman nüfus vardır. Çin “dinini yaşa, öğren” diyorsa da bu bir aldatmacadır. Doğu Türkistan’da bir tane medrese yok. Bunu iddia ediyoruz, sadece Urumçi’de İslâmî Enstitüsü diye bir şey var ve diğer şehirlerde de birer tane imamların eğitildiği kuruluş var. Bunlar da Çin’in kuklaları. Çin eğitiyor, Çin piyasaya salıyor. 40 milyon insan dinini nasıl öğreniyor? Bu bir mucizedir. Doğu Türkistan’da hafızlık çok fazla. Türkiye’den fazla olabilir. Gece yarısı saat 3-4’te komşusunun evine giderek, orada eğitim alarak insanlar sabahları okullarına gidiyor. Bu da bazı mahallelerde böyle. Camilerde din öğretilmiyor, medrese yok, Kur’an kursu yok. Alimlerimiz, hocalarımız hapislerde çürüyor. İnsanlar da bunu göze alarak dinini yaşamaya çalışıyor. Bir de Çin teknolojide çok ileride. Doğu Türkistanlı insanlar akıllı telefonları çok ucuza elde edebiliyor. Doğu Türkistan’dan yeni gelen insanlara son durumu sorunca, bu telefonları sadece evde kullandıklarını söylüyorlar. Dışarıda eski telefonlarla geziyorlarmış. Çünkü aniden insanların önleri Çinliler tarafından kesilip, telefonları kontrol ediyorlar, herhangi bir İslâmî belgeye rastlarlarsa telefonlarınız elinizden alınıyor.

Teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

“Doğu Türkistan meselesinde, Allah’tan başka kimse yok!”

“Ümmetin menfaatçiliği bırakıp Doğu Türkistan’a sarılması lazım”

“Doğu Türkistan Çin’in topraklarının bir parçası değildir!”

“Doğu Türkistan’da nihaî çözüm; bağımsızlıktır!”

x

Check Also

Doğu Türkistan’ın feryadı

Eskişehir Türk Ocağının bu haftaki Perşembe Sohbetinde “Doğu Türkistan’ın Feryadı” konusuyla Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Barak Arıkoğlu konuk oldu. Google+

Türk Dili Konuşan Ülkeler Kurultaya Uygur Türklerde katıldı

Türk Dili Konuşan Ülkeler Kurultaya Uygur Türklerde katıldı Google+