Anasayfa » Doğu Türkistan » UYGUR TÜRKLERİ VE DOĞU TÜRKİSTAN’IN BUGÜNKÜ DURUMU

UYGUR TÜRKLERİ VE DOĞU TÜRKİSTAN’IN BUGÜNKÜ DURUMU

TARİHTEN GÜNÜMÜZE UYGUR TÜRKLERİ VE DOĞU TÜRKİSTAN’IN BUGÜNKÜ DURUMU

Yücel TANAY ( Araştırmacı-Yazar)

Uygur Türkleri , Türk tarihinde ilk yerleşik hayata geçen,Türk Milletinin ilk kültür ve medeniyetini şekillendiren ve modern anlamda  Uygur – Türk devletini kuran  çok kadim Türk boylarındandır.  Türk tarihinde ilk şehircilik,Mimarlık,din ve kültürünün temellerini atmışlar  aynı zamanda  modern tarım  yapmışlar ve tarihi iqem yolunuun ilk Kervancıları ve tüccarları olarak tarihe geçmişlerdir. Türk tarihinde ilk defa şehir ve kasabalar kurmuş ve  ilk Türk mimari eserlerini   inşa etmişlerdir. Şehir hayıtı ve  kültürünü başlatmışlar  ve  18 harften oluşan ilk Türk alfabesi olan Uygur alfabesini icat eetmişlerdir.   Uygur Türkleriinde okur yazar oranı hayli yüksekti, Türeyiş ve Göç destanları Uygurlara ait olup,  “Orta Oyunu” Uygurlardan gelmektedir. Gök tanrı inancını terk edip yabancıların  dinine inanan ilk Türk topluluğudur , Bögü Kağan zamanında Mani dinine girmişlar ve daha sonra Karahanlılar zamanında islam dinini kabul ederek Türk tarihinin en en güçlü ve en muhteşem devrini Türk Milletine armağan etmişlerdir.  

 

Bir Su Mühendislik Harikası Olan Karizler Uygurların Buluşudur

Uygur Türkleri, Doğu Türkistan’ın Turfan bölgesinde ‘Kariz’  adı verilen günümüzde de  büyük bir ilgi ile karşılanan bir su mühendislik harikası olan  yer altı su kanallarını inşa etmişlerdir.  ‘Turfan Karızları!’ diye adlandırılan  bu yer altı su kanalları Uygur Türklerinin dünya medeniyetine  çok önemli ve en büyük hediyesidir . Uygur-Turfan Karız Su Kanalları Doğu Türkistanda Turfan bölgesinde yapılmış yeraltı su şebekesi sistemidir. Dünya uygarlık tarihinin en önemli buluşlarından biridir. Uygurlar,bugün  ekstansif yanı Modern teknikler kullanılarak   tarım  yapmışlardır.

Akupunktür Tedavi Yöntemi  Uygurların Buluşudur

Uygurlar, bilimsel anlamda tıpta birçok yeniliğe imza atmıştır.Akapunturu tarihte ilk olarak keşfeden ve uygulayan UYGUR TÜRKLERİ’dir. Çinliler ise daha sonra  bu tıbbı tedavii yöntemini Uygurlardan öğrenerek geliştirmişler ve bugünkü  modern tedavi yöntemi haline getirmişlerdir.  Akupunktur,  yaklaşık 5 bin 300 yıllık bir geçmişe sahiptir. İç Moğolistan’da Duo Lun Qi harabelerinde, 1963 yılında yapılan kazılarda, taştan yapılmış aküpunktür  iğnesi  bulunmuştur. Arkeologlar ve tıp tarihi uzmanları, günümüzden 4 bin yıl öncelerine ait olduğu düşünülen, yeşim taşından yontulmuş ve uçları sivriltilmiş  bu taş iğnenin ilk akupunktur iğnesi”Bianshi” olduğu konusunda hemfikirdirler.

Yapılan incelemelerde bu taş iğne üzerinde bulunan yazıların, eski Uygur Türklerine ait olduğu tespit edilmiştir. Doğu Türkistan’da Turfan Şehrinin yakınlarındaki Eski Uygur başkenti olan İdikut’da, Uygur harfleriyle yazılmış, vücuttaki akupunktur noktalarını gösteren resimlerin yer aldığı yazıtlar bulunmuştur. Ayrıca M.S. 50. yıla ait olduğu düşünülen 2 bronz heykel de bu konudaki  görüşleri  desteklemektedir. Bu 2 bronz heykelin, Çinlilerden daha çok Uygur Türklerine benzemesi ve o dönemde bronz’a şekil verilebilen tek medeniyetin sahibinin  Uygur Türkleri olması, akupunkturun ilk olarak Uygur Türklerince uygulandığını ve eğitiminin verildiğinin kanıtıdır. Geleneksel ve tarihsel Uygur Tıbbı(Ananevi Uygur Tıbbı) Uygur Tababetinde Dört Etken, Dört Durum, Dört Mizac ve Dört Sıvı (Kan, Balgam, Safra ve Sevda) nazariyesi vardır. İşte bu Dört Tadu (Madde) ‘dan ibaret olan ilkel maddecilik düşüncesi temelinde oluşturularak hastalıkların teşhisi ve tedavisi için dayanak sağlanmıştır. Günümüzde Uygur Tababeti, batı tıbbından farklı bir felsefe sayesinde Vitiligo (Samyeli) hastalığı gibi tedavisi zor birçok hastalıkta büyük yeniliklere damgasını vurarak tıp dünyasının dıkkatini çekmektedir. Kursi İmsak, Kursi İpar gibi etkili ilaçları 1997’den itibaren Amerika, Japonya ve Singapur piyasasında yerini almıştır. Uygur tababetine ait 202 çeşit ilaç Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Farmakopisince (İlaç Rehberi) resmen onaylanmıştır .

Hastalıkların Müzikle Tedvi Yöntemi Bir Uygur  Buluşudur

Uygurlar, hastalıkların tedavisinde müzikle terapi yönteminide kullanmışlar. 3 bin  yıl önce Gök tanrı dinine mensup olduğu çağlarda Kam, Pirhon ve Bahşılar   kapalı bir mekanda  yakılan büyük bir ateş kümesinin etrafında  hastaları diğer insanların yardımı ile ateşin etrafında döndürerek  ilahiler ve şarkılar söylemek ve dans etmek sureti ile hasta tedavi seansları ve merasimleri icra ederlerdi.

Uygurlar islamiyeti kabul ettikten sonra Bakşilar aynı şekilde  hastaları ateşin etrafında döndürerek  yüksek sesle Kur’an kiremden ayetler kıraat ederek, Naat  Şerifler,Mevlütler ve kasidele okuyarak ve Ahmet Yesevi Hazretlerinden Hikmetler okuyarak  tedavi etmeyi sürdürmüşlerdir.  Bu tedavi yöntemine ise,”Pir Oynatmak” adını vermişilerdir.

Uygurlar , Müslüman olduktan sonra İmam Buhari, İmam Tirmizi, İbn-i Sina, Ebunasril Farabi, Fergani, Zimahşeri, Sekkaki gibi büyük Türk İslam alim ve bilginlerinin eserleri ile İslam  Dünyasının  kütüphanelerini zenginleştiren, dünya bilim adamlarının  ufkunu  ve zihnini açmış ve onlara doğru ve bilim yolunu göstermişlerdir.

Uygur Türklerinde Din

Uygurlar,eski Türk dini Göktangrıcılık,Manizm,Budizm,Nesturi Hristiyanlık ve en son İslam dinini kabul etmişlerdir.

Bögü Kağan zamanında girdikleri Manihaizm dini iyi ata binen, iyi ok atan Uygur Türklerini yozlaştırmak, onların milli ve manevi değerlerini çökertmekten başka hiçbir işe yaramamıştır. Mani Dini: Avlanmayı, et yemeyi ve savaşmayı yasaklayan bir dindi. Aynı zamanda Mani dini şehirli ve  bir tüccar dini idi. Bu yüzden Uygurları yerleşik hayata alıştırmış ve savaşçı özelliklerini kaybettirmiştir.

Uygurlar arasında Mani rahiplerine «MOÇAK» ismi verilmiştir. Mani dininin bazı rahipleri bazen birkaç sene hiç yerlerinden hareket etmezlerdi. Bazıları ise bu dini yaymak için durmadan geziyorlardı.

Uygurların Mani dini terimlerini Uygur Türkçesine çevirmeleri onlarda yüksek bir ulus bilincinin olduğunun göstergesidir.

Manizm sonrası girilen Budizm(Burkancılık)le Uygur Kağanları Buda’nın köhne akideleri ile Uygur Türk boylarına yeni bir nefes vermek istiyorlardı. Bu Uygurlar için inanç anarşisine giden yolu bütünüyle açmış ve beklenen dini huzur ve barış bir türlü temin edememiştir.

Uygur Türklerinin Nasturi Hristiyanlığa girmesi Büyük Türkistanda Nasturi oldukları bilinen ilk göçebe Türk kabileleri Kereitler ve Öngütlerdir. Uygurlar arasında Nasturiliğin yayılmasında bu Türk kabilelerinin büyük etkisi  olmuştur.  Hatta Kereitler, Hristiyanlığı Moğol hanının Sarayına ve ailesine  kadar yaymayı başarmışlardır. Mangu, Kubilay ve Hülegü hanların annesi Kereit prensesi olup aynı zamanda gayretli bir Nasturi Hristiyan idi .

Din konusunda oldukça hoş görülü olan Uygurların , Budizm ve Maniheizmin yanı sıra Nesturi Hristiyanlığı benimsemiş oldukları bilinmektedir. Hatta bugün Diyarbakır Keldanileri piskopos kütüphanesinde Garatu-Uriyang (Hristiyan Uygurlar) padişahının kız kardeşi Orangul Sultan için yazılmış Süryanice el yazması İncil sayfaları bulunmaktadır.

6. yüzyıl ortalarında eski Uygurlar arasında Nasturî Hristiyanlık müritlerinin olduğu bilinmektedir.  Tang sülalesi döneminde (635’te) Nasturi rahibi Alopen, İran üzerinden Çin’in eski başkenti Chang’an şehrine gelmiş , Nasturilik Doğu Türkistan topraklarında yayılmaya başlamıştır. Daha sonraki yıllarda ise, Nasturilik Koço (bugünkü Turfan)  bölgesinde de etkili olmuş ve Yüen sülalesi döneminde genişleyerek Kaşgar, Yarkent, Kumul, Turfan, Urumçi, Hoten, Kuça ve Bariköl gibi bölgelerine kadar de  yayılmıştır.

Nasturilik, Uygurlar arasında uzun bir süre etkili olmuştur. Nitekim 13. yüzyılda ipek Yolu’yla merkezi Asya’ya seyahat eden Marco Polo, uğradığı hemen her yerde Kaşgar ve Yarkent’te Nasturilere rastladığını belirtmektedir.

Nasturilik ,Uygur resim sanatını da büyük oranda etkilemiştir. Nasturiliğin yayılmasıyla birlikte, batının  resim sanatı Uygurlar arasında yayılmış ve batının resim sanatı örnek alınmıştır.

Uygurların İslam Dinini Kabul Etmeleri   

Uygurların, İslamla tanışması 840’l i yıllarda başlar.932 yılında Karahanlılar döneminde. Karahanlılar devletinin  pernslerinden ve Karahanlı Hükümdarının Ovey oğlu  Satuk Buğra .Bir gece rüyasında peygamberimizi görür ; Peygamber Efendimiz kendisini İslama davet eder.Sabah uyandığında de Müslüman olur.Abdülkerim ismini alan Satuk Buğra . Kaşgar’da bulunan 300 Budist tapınağını Camiye çevirir.Daha sonra Tarım bölgesindeki Uygur şehirlerine seferler düzenler  ve  bu bölgelerın de Müslüman olmalarını sağlar. Bu dönemde Türkistan’daki’ Türk kavimlerinin büyük bir kısmı İslam dinini kabul ederek “İslam Medeniyeti” içerisinde bütünleşmişlerdir. Bununla beraber Uygur Medeniyeti İslam Medeniyeti ile birleşerek “Uygur İslam Medeniyeti” adı verilen tarihi gelişme süreci başlamıştır. Bu dönemde Kaşgar şehri Karahanlı sülalesinin dini,siyasi  ve kültürel bir merkezi olarak tarihe geçmiştir.

Satuk Buğra’nın İslam’ı kabul etmesinin ardından  932 -1216 yılları arasındaki dönem Doğu Türkistan’ın altın devri olarak bilinir. Medreseleri ve öğretim kurumları ile ünlenen Türkistan, bu dönem boyunca dünyanın dört bir yanından gelen öğrencileri misafir etmiş, tarihe yön veren devlet ve bilim adamları yetiştirmiştir.

Uygur Türkleri  Eğitim ve Bilim’de de Öncü Rol  Oynamışlardır 

Karahanlılar döneminde “İkinci Buhara” olarak anılan tarihi şehir Kaşgar’daki “Hanlık Medresesi” Saciye Medereseleri,  “Eydgah Medresesi”, “Oda Aldı Medresesi”, “Beglik Medresesi”, “Çarsu Medresesi” ve “Meyve Pazarı Medresesi” gibi yüksek bilim ve eğitim kurumları  bu devirde kurulmuş ve günümüzee kadar gelen  bilim yuvalarıdır. Bunlardan Kaşgar’daki yüksek öğretim konumunda olan “Saçiye Medresesi”, ”Hamidiye Medresesi”, “Mahmudiye Medresesi” gibi medreseler, yalııız Uygur Türkleri’nin değil, Türk-İslam aleminin de önemli kültür ve eğitim merkezlerinden biri olarak kabul edilir

Uygurlarda Dil,Edebiyat  ve Kültür 

Dil anlamında Uygur Türkçesi Altay dil grubunun “Hakaniye”  koluna mensuptur.İslamiyet öncesi Uygur edebiyati Mani dini ve Budizmin etkisindedir.

Manizm dönemi Uygur edebiyatının en önemli eserleri Huastuanift: Maniheizm’in öğretileri çerçevesinde yazılmış bir tövbe ve dua kitabıyla Irk Bitig: adlı 930 yılında ve Köktürk harfleriyle kaleme yazılmış olan(Fal Kitabı), Manizm etkisinde yazılmış önemli bir metindir. İçinde dine ait unsurlar bulunmakla beraber dinî bir eser değildir; bir fal kitabıdır.

Budizm dönemi(Burkancılık) dönemi yazılan Kalyanamkara Papamkara, Altun Yaruk ve Sekiz Yükmek adlı eserler, Budizm’i anlatan dinî metinlerdir.

İslamiyet dönemi Uygur edebiyatı Eski Türk edebiyatının en değerli eserleri olan Divanû Lûgat-it Türk, Kutadgu-Bilig, Atabet-ül Hakayık… gibi altın kitaplar Türkçe’nin bu lehçesi ile yazılmıştır. . Türk tarihindeki en önemli şairlerden Alî Şîr Nevâyî’nin Çahardivan’ı, Hemse’si, Kaşgârlı Mahmud’un “Divan-i Lügatit Türk”ü, Yusuf Has Hacip’in Kutatgu Bilig adlı eserleri bu dille yazılmıştır. İmam-ı Ebü’l-Fütuh Abdülgafur’un Tarih-i Kaşgar(Kaşgar’ın Tarihi) adlı çalışmaları bu dönemin en önemli yapıtlarıdır. Uygur Türklerinin tarihte yarattığı parlak medeniyetler ve dünya medeniyet hazinesine yaptığı katkıların hepsi Uygur Türkçesi’nin gücüyle olmuştur.

Uygur  Türklerinde Yazı ve Alfabe 

Eski Türklerin yazıda kullandıkları ikinci millî alfabe Uygur alfabesidir.

Uygur yazısı, sağdan sola doğru yazılırdı. Alfabede 18 harf vardır ve harfler genellikle birbirleriyle bitiştirilir.

VIII. yüzyılın ilk yarısında kullanılmaya başlamış, öteki Türk kavimleri arasında da yayılmıştır. X. yüzyıldan itibaren yerini Arap alfabesine bırakmakla birlikte hemen önemini kaybetmedi.

Moğol hakimiyetinin kurulmasıyla (XIII. yüzyıl) yeniden canlanmış, uzun süre Moğolların resmî yazısı olmuştur.

Uygur Türklerinin Buluşu ; Matbaa 

Kağıt ve baskı tekniği Uygurlarca bilinmekte idi. Baskı tekniğini (matbaa) ilk kullananların Çinliler olduğu görüşü yanında, bir kısım araştırmacılar da matbaanın ilk önce Uygurlarda kullanıldığı görüşündedirler.Uygurlar hareketli harfleri icat edip.tahta harfli matbaayı kullanmışlardır

Matbaanın, batıya yayılmasında Uygurların büyük rolü olmuştur. ( Avrupa, Moğollar aracılığı ile XIII. yüzyılda Uygur baskı tekniğinden haberdar olmuştur.) Gutenberg matbaanın mucidi değil sadece geliştiricisidir.

Uygurlar, Avrupa’dan yüzyıllar önce kağıdı biliyorlardı. Kağıdı, önce Araplar, VIII. yüzyılda ele geçirdikleri esirlerden öğrendiler ve Semerkant’ ta bir kağıt imalathanesi kurdular. Kağıt, XI. yüzyılda Arap fetihleriyle İspanya’ya, dolayısıyla Avrupa’ya yayılmıştır.

İslam  öncesi Uygur  Türkleri Tarihine Genel Bir Bakış 

Tarihçi Jean Paul Rouxa göre Uygurların soyları, Hiong-Nular’ın [Hunlar] ardılları olan Kao-Kiu Ting-Lingler’e (ya da Tö-Lolar, Tie-Lolar) kadar dayanmaktadır. Bilinen ilk Uygur Devleti, 744’te Kutluk Kül Bilge Kağan tarafından kurulmuştur. 840 yılına kadar (yaklaşık 100 yıl) hüküm süren Uygur Devleti’nin sınırları; kuzeyde Baykal Gölü’nün kuzeyinden güneyde Tibet ve Çin Seddi’nin güneyine, batıda Seyhun (Siri Derya) Nehri’nden doğuda Mançurya’ya kadar uzanmaktaydı. Bugün, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı forsu üzerinde bulunan ve tarihte kurulmuş on altı Türk devletini temsil eden onaltı yıldızdan birisi de Uygur Devleti’ne aittir. Bu ilk Uygur Devleti, 840 yılında Kırgızlar tarafından yıkılmış ve bünyesinden üç ayrı Uygur kökenli devlet çıkmıştır: İdikut (Turfan) Uygur Devleti (840 – 1275), Kensu Uygur Devleti

İslamiyet Dönemi Uygur Tarihi

Uygurlar, Karluk Türkleriyle birleşerek (870 – 1213) ’de Karahanlı Devletini kurdular. Bu devletin sınırları Batı Türkistan’ın Yedisu, Seyhun Fergana bölgeleriyle, Doğu Türkistan’ın Cungarya, Yarkent, Taklamakan çölü, Talas, Çu, Kaşgar bölgelerini kapsıyordu. Daha sonra doğu ve batı diye ikiye ayrılan Karahanlılar devletinin batı kolu 1133’te, Doğu kolu da 1221’de Karahıtaylar tarafından yıkıldı.

Uygurlar, Moğollar, Kartuklar ve Türkeşler birleşerek 1209’da Karahıtay’ların hakimiyetine son verdiler. Bu defa ismen Cengiz Han’a tabi, fakat hakikatte müstakil olmak üzere Doğu Türkistan’ın kuzey bölgesinde Uygurlar, güney bölgesinde Doğlatlar ismiyle, birer devlet kuruldu. 1514 senesinde Doğu Türkistan’da hakimiyet Doğlatlar’a mensup Saidiye’lere intikal etti. Merkezi Yarkent olanKaşgar ve Hoten bölgesinde Saidiye devletini, 1679’dan itibaren merkezi Kaşgar olan  Orta doğu orjinli Hocaların Mezhep ağırlıklı   saltanatı takip etmiştir.

Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını kalıcı olarak yitirmesiyle sonuçlanacak olan olaylar zinciri, bu devletin kurulmasıyla başlar. Seidiye Devleti, kurulmasından itibaren Hocalar’ın etkisi altında kalmıştır. 1674’e gelindi- ğinde ise Aktaglık ve Karataglık Hocaları’nın çekişmeleri doruğa ulaşmış ve Aktaglık Appak Hoca’nın V. Dalay Lama ve Kalmuklar ile yaptığı ittifak sonucunda Seidiye Devleti yıkılmıştır. Seidiye Devleti’nin Kalmuklar tarafından yıkılmasından sonra, 1759’daki Mançu-Çin istilasına kadar sürecek olan Hocalar Dönemi başlamış olur. Bu dönemin günümüze yönelik en büyük etkisi, Aktaglık ve Karataglık Hocalar arasındaki zaman zaman birbirlerine karşı Çin ve/veya Kalmuklarla ittifak yapacak kadar ileriye giden iktidar çekişmesinin, Doğu Türkistan’ı zayıflatması ve ülkeyi Çin’in istilasına açık hale getirmesidir.

Uygurların Anadolu’da Kurduğu  devlet : Eretna Beyliği 

Anadolu  Büyük Selçuklu  Devletinin zayıflayarak dağılması sürecinde İlhanlı Devletinde bir Üst rütbeli komutan olan  Uygur Türkü,Alaattin Eretna Bey Kayseri Merkezli olarak Orta Anadolu’da sınırları en geniş olan  Eratna Beyliğini kurmuştur. Alattin Eretna Bey halen Kayseri’deki türbesinde (Köşk Medresesi içinde bulunmakatadır.)  ebedi uykusunu uyumaktadır. Uygurlar, Göktürkler devrinde  Orhon bölgesinin yukarı Selenge   ırmağı dolaylarında  yaşamışlardır.  Uygur Türkleri On boydan meydana gelmiş olup, onun için On Uygur şeklinde de anılmışlardır. Uygurlar’ın başlarındaki idareciler, elteber (İltebir)  unvanını taşıyorlardı .

Doğu  Türkistan’a Yönelik  İlk Mançur-Çin İstilası 

Doğu Türkistan’da çıkan dahili kargaşalıklardan faydalanan Mançu sülalesi idaresindeki Çinliler 1757-1759 arasında Doğu Türkistan’ın kuzey bölgesini 1760’da da güney bölgesini fiilen zapt ve işgal ettiler.

1750’de Çin işgali başlamış ve 1862 tarihine kadar sürmüştür. Bu süre içinde Doğu Türkistan’da 42 isyan hareketi olmuştur.

Osmanlı Devletine Bağlı Kaşgariya İslam Devleti

1863’te Mehmed Yakup Bey, Kaşgar merkez olmak üzere devlet kurmayı başarmıştır. Bu devlet Abdülaziz’den istedikleri yardımı almışlardır. Mehmed Yakup Bey, en büyük desteği ise II. Abdulhamid tarafından görmüştür.

Desteğe rağmen kurulan devlet uzun ömürlü olamamıştır. Yakup Bey’in 1877 yılında vefat etmesi üzerine Çin hemen Doğu Türkistan’a saldırmıştır. 18 Mayıs 1878’de Doğu Türkistan’ın tamamını işgal etmiştir. 18 Kasım 1884’te Çin imparatorunun emriyle 19. eyalet olarak Şin-cang (Xin Jian “Yeni Toprak”) adıyla doğrudan İmparatorluğa bağlanmıştır.

Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti (1933-1937)

1931 yılında Kumul kentinde bağımsızlık mücadelesi neticesinde bölgedeki Çinlilere karşı zafer kazanılmış ve 12 Kasım 1933’te Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurulmuştur.Hoca Hacı Niyaz cumhurbaşkanı ilan edilmiştir.

Rus-Çin rekabetinden dolayı isyana destek veren Rusya daha sonra kendi egemenliğindeki Türklere (Batı Türkistan) kötü örnek olacağı korkusuyla isyan sonrasında Çin’e destek vererek kurulan devletin yıkılmasına yardımcı olmuştur.

Doğu Türkistan Cumhuriyeti (1944-1949)

Mücadele devam etmiş, 1944 yılında Gulca’da Çinlilere karşı yine galip gelinmiştir. Ayaklanmaya destekleyen Rusya, Gulca’da 1944 yılı Ekim ayında Şarkî Türkistan Cumhuriyeti’nin kurulmasına yardımcı olmuştur. Gulca, Tarbagatay ve İli şehirlerini içine alan bu cumhuriyet bölgedeki Çin kuvvetlerini yenmiştir. Ancak Rusya bu hızlı gelişmelerden korkup bu Cumhuriyetin yöneticilerini Çinliler ile anlaşmaya zorlamışlardır. 1946 yılında iki hükümet arasında 11 maddelik bir metin imzalanıp birleşik hükümet kurulmuştur. Böylece bu devlet de Rusya’nın olumsuz tutumu neticesinde ortadan kalkmıştır.

Doğu Türkistan Mao Önderliğindeki ÇKP.Ordusu Tarafından İşgal Ediliyor 

Bu arada Mao Çin’e hâkim olmayı başarmıştır. 1949 Eylül’ünde Doğu Türkistan’daki Çin birliklerinin komünist Çin hükümetine bağlılıklarını bildirmelerine üzerine Çin hiçbir askeri güç kullanmadan Doğu Türkistan’ı işgal etmiştir.

Çin’in isim değişikliği yaparak bölgenin Türklüğünü inkâr etmektir. ‘Böl ve yönet!’ taktiği çerçevesinde Doğu Türkistan’da yaşayan halkı 13 millete ayırarak bunlar için 10 ayrı muhtar bölge oluşturan Çin; Uygur, Kazak, Kırgız, Tatar ve Özbekleri ayrı milletler olarak tanımlamıştır. Bölgeye ‘Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’ denmesine karşılık Doğu Türkistan kendi kaynaklarının Çin anakarasına taşınmasına engel olamamaktadır. Uygur Özerk Bölgesi Komünist Parti komitesinin yürütme organı daimi komitesinin 15 üyesinden sadece 3’ü Uygurken bu üyelerin idarî yetkileri yoktur.

Çin sömürgeciliğine karşı Uygurlar 60 den fazla ayaklanma çıkarmışlardır,Kaşgar,Turfan.Barın Gulca Urumçi ayaklanmaları Çin emperyalizmine karşı yapılan ayaklanmalardır. Hem listeyi uzatmak hem de ayaklanmaların tarihini daha geriye götürmek mümkündür.

Günümüzde Doğu Türkistan  Ve Uygur Türklerinin  Durumu 

Uygurların,bugün nüfusları büyük Çin katliam ve soykırımlarına rağmen 35 milyonu geçmektedir,büyük çoğunluğu %99’dan fazlası Sünni Müslümandır,yalnızca Çinin Kansu bölgesinde yaşayan’’ Sarı Uygurlar’’ Budisttir, sayıları 20 bin civarında olduğu tahmin ediliyor.Ulusal başlıkları ‘’Doppadır’’ Geleneksel yemeklerinin başında tandır ekmeği “Nan”gelir. Uygur erkeklerinin bayıla bayıla yediği Legmen de bu hamur işlerindendir. Anavatanları Doğu Türkistan(Uygur özerk bölgesi) dışında Batı Türkistanda,Kazakistan,Kırgızistan,Özbekistanda…önemli sayıda Uygur kökenli Türk vardır.Ayrıca Türkiye,Suudi Arabistan,Pakistan,Afganistan,Avrupa ülkeleri,Avustralya,Kanada ABD’de Uygur nufüsu bulunmaktadır.

Dünya ve Türk tarihine büyük katkıları olan Uygur Türklerinin İlk tarih sahnesine çıkışlarıyla, Çin esaretine düşüşlerini kısaca anlatmaya çalıştım. Tabii ki Uygur Türklerinin tarihten günümüze tarihleri hakkında sayfalarca kitap yazılır.Bu konu bir kitaba sığmaz.Bugün Doğu Türkistanın bağımsızlığı ideali Uygur Türkleri için bağımsızlık ölüme seve seve gidecekleri kutsal bir davadır.Bunu eniyi Türkleri tanıyan Çinliler bilir. Bu Türklerin sönmeyen ateşidir.Bu Ateş Doğu Türkistan bağımsız oluncaya kadar sönmeyecektir.

KAYNAKLAR:

1. Mehmet Atıf, Kaşgar Tarihi, 1911, s.11

2. BAO. Yıldız Evrakı, Kısım 33,Evrak No :1638

3. Hızırbek Gayretullah, Altaylarda Kanlı Günler, İst.,1996 4. China Year Book 1935. s.106

5. Mao Ze Dung, Seçme Eserler, C.5 ”Tibet deki Orduya Talimatlar.” 6. Mirza Hayıt, Türkistan Devletlerinin Milli Mücadele Tarihi

7. Türkiye Diyanet Vakfı, İslâm Ansiklopedisi, c.8,İst, 1993, s.327 8. Meydan Larouse Ansiklopedisi C.21,s.212

9 .Hee-Soo Lee, İslâm ve Türk Kültürünün uzak Doğuya Y ayılması, T.D.V Yay.~ara1991 s.190-194

10. Türk Dünyası El Kitabı, C.l,T.K.A.E Yay, Ankara, 1992, s.61

11. Yeni Türkiye Dergisi, Sayı 15, Mayıs-Haziran 1997, s.1026

12. Lester R.Brown, Haal Kane, (Çev. Nilgün Karaşağı), Yannı Düşünmek, s.36 13. Lester R.Brown, Haal Kane, a.g:e. ,s.29

14. Lester R.Brown, Haal Kane, a.g.e. ,s.27-28

15. Yeni Türkiye Dergisi, Sayı 15, Mayıs-Haziran 1997, s.143

16)Uygur tababetinin kısca Tarihi Materyaller Toplamı: Çin Büyük Ansiklopedisi “Uygurlar Bölümü “hazırlama Kurumunun makalesi (29 Eylül,Pekin Sağlık Gazetesi)

17) “Şincang Uygur Tababetinin Kısaca Tarihi” – Wang Jende, Urumçi Sağlık Başkanlığı yayını I.kısım (Çinceden Uygur Türkçesine çeviren Veli Kurban).

Kaynak :  Ursad.org

x

Check Also

12 KASIM DOĞU TÜRKİSTAN KURULUŞ GÜNÜ

12 KASIM DOĞU TÜRKİSTAN KURULUŞ GÜNÜ Google+

Çin ile İyi İlişkilerin Doğu Türkistan’a Yansımaları

Türkiye, çevrelendiği koşullar itibarıyla varlık ve bütünlüğünü korumak gibi ciddi ve sancılı bir süreç içerisindeyken, bu tehdide karşı yeni ittifaklar arayışı, bu ittifak odaklarının Türkiye’nin ve Türkiye halkının belli hassasiyetlerini suistimal etmesiyle bir hayli çıkmaza giriyor. Türkiye’ye bu yeni ittifak merkezi ülkelerin sınırları içerisinde yaşayan ve dinî, kültürel, etnik yakınlık içinde olduğu “azınlık” konumundaki halklara yönelik söz konusu ülkelerce yapılan baskılarla ilgili tepki yasağı getirilmesi, hem kendi kamuoyuyla olan ilişkilerini zedeliyor hem de büyük bir çelişki yaratıyor. Son olarak geçtiğimiz günlerde Türkiye ile Çin arasında yapılan ekonomik amaçlı görüşmeler esnasında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun “Çin’in güvenliğinin Türkiye’nin güvenliği manasına geldiğini ...